17 Aralık 2012 Pazartesi

Dışişleri bakanları dükkancıdır, sadaka veremezler

Türkiye’de ana muhalefetin hükümete dış politika alanında yönelttiği eleştiriler maalesef Ankara’nın yaptığı muhtemel hataları düzeltmek yerine daha da derinleştiriyor. Çünkü eleştiriler belli bir dış politika girişiminin ülkenin çıkarına olup veya olmadığını sorgulamıyor. Hükümet ve özellikle Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu dış politikada "ahlak" konusunda hedef tahtasına oturtuluyor. Ülkenin çıkarları ile ilgili tartışma yok.

Son dönemde bunun örneklerini görmek mümkün. Özellikle son 7-8 ayda, ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile Davutoğlu arasındaki söz düellosu ve muhalefet liderinin seviyeyi iyice düşürerek belden aşağı vurması Türkiye’de dış politika alanında ne kadar da sağlıksız bir tartışmanın yapıldığının açık bir göstergesi.

Fakat günah biraz da Dışişleri Bakanında. Görevde olduğu üç yılda, Davutoğlu her zaman “insanı merkezde tutan” girişimleri esas aldıklarını ve prensiplere dayalı bir dış politika programı yürüttüklerini iddia etti. Davutoğlu için dış politikada ahlak, dürüstlük çok önemliydi. Mesela, Davutoğlu’nun en son BM kürsüsünden çağrılarını incelediğimiz zaman, konuşmasının büyük bir bölümünü dünyadaki mazlum Müslüman halklara ayırdığını ve dünya devletlerinin nasıl ikiyüzlü davrandığını, bunları görmezden geldiğini ve nasıl ahlaktan yoksun bir dış politika yürüttüklerini vurguladığını gözlemlemek mümkün.

Dış politikada ahlakı bu kadar ön safta tutan ve bunu her fırsatta vurgulamaktan çekinmeyen bir dışişleri bakanı varsa, gündem bulma sıkıntısı çeken ana muhalefet liderinin eleştiri okları o yönde olacaktır. Davutoğlu ve yakın çevresi hemen hemen her durumda ülkenin dış politika girişimlerinin tamamen ahlak çerçevesinde kurulduğunu ve uygulandığını iddia ediyorlar. Bunun yanlış bir bilgi olduğu kanısında değilim. Fakat akla gelen soru bunun uyulması gereken bir kural olup olmamasıdır.

Dış politika alanında Meclis'te akla gelen en son tartışma bütçe tartışmaları sırasında CHP'li Emine Ülker Tarhan'la Davutoğlu'nun atışmasıdır. Davutoğlu "Esed'i destekleyenler karşımızdadır" diyor. Bu açıklama tamamen ahlakla ilgili bir açıklama. Bu mantığa dayanarak Türkiye'nin Rusya, Çin ve İran'la olan bütün ticari ve siyasi ilişkilerini kesmesi gerekiyor.

CHP'li Tarhan ise NATO'nun Suriye sınırına konuşlandıracağı Patriot füze sistemleri ile ilgili daha trajikomik bir eleştiri yöneltiyor. Hükümetin "Türkiye hem de NATO toprağıdır" ifadesini sindiremiyor, burası "kutsal" bir topraktır diyor. Tarhan'ın ve hükümetteki dış politika yapıcılarının şunu iyi bilmesi gerekiyor ki, akıllı bir dış politika kendi yapacağı işi müttefiklerinin omuzuna atarak yükünü hafifleten birisinin yürüttüğü dış politikadır. Türkiye'nin güvenliği söz konusuyken, 60 seneye yakın NATO'nun her derdine koşmuş Ankara'nın NATO'dan maliyeti 8 milyar dolar olan Patriot füzelerini talep etmesi neden vatanseverlerin kanına dokunuyor ki?

Dış politika alanında çalışan diplomatlar ve siyasetçiler insan olsalar dahi bulundukları konum itibarile kendileri olmaktan çıkarlar. Onlar artık Cem, Gül, Babacan veya Davutoğlu değillerdir. Onların ismi Ankara. Ve devlet her zaman kötüdür, bencildir, kendi çıkarına bakar. Bir dışişleri bakanı, bir diplomat sırf kalbi belli bir haksızlıktan dolayı sızladığı için ülkesinin menfaatinden feragat etmez, edemez. Dışişleri bakanları dükkancıdır, sadaka veremez.

Davutoğlu ve Kılıçdaroğlu’na tavsiyem şudur: Dış politikada gayet gereksiz olan ahlak üzerine konuşmaktan vazgeçip, belli bir dış politika girişimlerinin ülkenin çıkarına olup olmadığını tartışın. Hükümeti köşeye sıkıştıracak ve sağlıklı dış politika tartışması budur.

Hiçbir dış politika yetkilisi kişisel davranışlarının dışında, ülkesi adına yaptığı icraatlarda ahlaklı olmak zorunda değil. Ülkenin uluslararası platformlardaki diplomatik girişimlerde ve başka devletlerle olan ilişkilerdeki hep merkezde tutulması gereken mesele ülkenin yüce çıkarlarıdır. Ülkenin diplomatı veya dışişleri bakanı sırf “prensipli” veya “ahlaklı” hareket edecek diye ülkenin çıkarlarını ayaklar altına alamaz.

Ülkenin çıkarları doğrultusunda hareket edildiği için bazen dünyadaki birçok nahoş olaylar dış politikacıları acımasız hale getiriyor ve başka ülkelerin insan onurunu ayaklar altına alan davranışlarını görmezden gelmeye zorluyor. Belli bir programın takipçisi olup aktivist olmak kolaydır. Fakat iyi bir politikacı ülkesinin çıkarları değiştiği sürece sürekli “çark eden” politikacıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder