19 Ocak 2013 Cumartesi

Kürt korkusu

Aslen Azerbaycan’danım. Ülkemin Ruslar tarafından tamamen işgali 1828 yılında tamamlanmıştı. 1918-20 yılları arasında bağımsız Azerbaycan Halk Cumhuriyeti kurulsa da, Sovyetler Birliği tekrar 70 sene boyunca ülkemi işgal etti. İşgal boyunca Azerice ve Rusça ülkenin resmi dili idi.

Sovyetler Birliği tarihin görmüş olduğu en vahşi bir sistemle yönetiliyordu. Stalinin muhafazakar ve muhalif entelektüellerden 20 milyon insanı katlettiği söyleniyor. Ülke demir yumrukla yönetiliyordu. Fakat Azerice’nin tamamen yok edilmesi ile ilgili geniş çaplı bir saldırı yoktu. Sokaktaki insanlar, radyo ve televizyonlar Azerice yayın yapabiliyor, okullar Azerice eğitim veriyordu. Ancak insanlar çocuklarını Rus okullarına kaydettirmek için adeta yarış içerisindeydiler. Çünkü iyi düzeyde Rusça bilmek ülkede yaşamanın olmazsa olmazıydı. Belki Rusça bilmeden tarlada çalışıp geçiminizi sağlayabilirdiniz ama iyi bir eğitim alıp, makam mevki sahibi olamazdınız.

Kimse insanları Rusça öğrensin diye zorlamıyordu. Ancak insanlar işgalcilerin dilini öğrenmek için çaba gösteriyorlardı. Bu düşünceyle, annem de beni ve abimi Rusça eğitim veren anaokuluna kaydettirmişlerdi. Daha iki-üç yaşındayken Rusça konuşmaya başladım. Rusça konuştuğum için ülkeme ihanet etmedim, halkımı Ruslara satmadım.

Türkiye’de yıllarca Kürt kimliği ve dili inkar edildi. Halen parmakla sayılır üniversitelerde Kürtçe bölümler var ve bunlar daha yeni açıldılar. Devlet halen Kürtçe eğitim veren okullar açmakta direniyor. Kürtçeyi ancak bu yıl seçmeli ders olarak sundular. Bütün bunların arkasında bir korku var. Bölücülük ve ihanet korkusu.

Öyle zannediyorlar ki Kürtler kendi dil ve kültürlerini iyi öğrenip ülkenin kimyasını bozacak ve ülke netice itibariyle iki ayrı millete bölünecektir. Gerçek şu ki, asıl bölücülük bir millete kendi dilinde öğrenme ve öğretme hakkını tanımamaktadır.

Türkiye’de hiç şüphesiz başarılı olmanın ilk ve olmazsa olmaz şartlarından bir tanesi iyi düzeyde Türkçe bilmektir. Türkçesi olmayan insanların Türkiye’de iyi bir eğitim almaları ve sosyal merdivende iyi bir konuma gelmeleri ihtimal dışı olmasa da çok zordur. Hiçbir aklı başında anne-baba çocuğuna sırf kendi ana dilini bilsin diye ülkenin resmi dilinden yoksun bırakmaz. Türkiye’de iş-aş sahibi olmak isteyen herkes muhakkak bu ülkenin dilini öğrenmeye mecbur kalacaktır.

Eğer bugün ülkede Kürtçe’nin öğrenilmesi ve öğretilmesinin önündeki bütün engeller kalkarsa, Kürtçeye rağbet de azalacaktır. Güneydoğu ve Doğu’da Kürtçe okullar ve Batıda Kürtçe seçmeli dersler tesis edilse, çok az insan çocuklarını Kürtçe öğreten bir okula gönderecektir. Bunun ana sebebi ülkede Kürtçe bilmenin (sadece Kürtçe bilmenin) çok da getirisinin olmamasıdır.

Nasıl çoğunluğu Müslüman ve Türkçe konuşan Azerbaycan’da Rusça okullara rağbet diğerlerinden daha fazla idiyse, Türkiye’de de daha iyi düzeyde eğitim ve iş imkanlarına götüren Türkçe okullar diğerinden daha fazla ilgi ve alaka görecektir. Bugün insanlar Kürtçe eğitim alma isteyinin arkasında duran en büyük sebeb devletin onyıllarca izlediği baskıcı, inkarcı politikalardır.

Türkçe Kürtçeye, o da öbürüne üstün diller değillerdir. Ancak iktidarda olan ezici çoğunluk, asimile etmek için azınlığın anadil gibi temel haklarını elinden alırsa, bunun ters tepmemesi için hiçbir sebeb yoktur. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder