Mısır’da eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin darbe ile alaşağı edilmesinin üstünden bir haftadan fazla süre geçti ama Türkiye’de bu adamın hala dokunulmazlığı var.
Darbe olduktan sonra Mısır ile ilgili bir kaç haber okuyan bir kısım Mursi sempatizanları, eski cumhurbaşkanını adeta kahraman ilan edecekler. Twitter and Facebook hesaplarındaki profil resimlerini Mursi’nin fotoğrafı ile değişenlerin kahir ekseriyeti eminim Mısır ile ilgili derin bir bilgiye sahip değillerdir.
Mursi’nin son bir yılda paranoyak gibi ülkeyi yönettiği, önceliği olan ekonomiyi düzelteceğine Mübarek’in müşavir ve hakimleri ile uğraştığından habersiz olanlar, darbe sonrasında Mursi’yi alıp göklere yükseltiyorlar. Mursi bir darbe mağdurudur ve bundan dolayı da sempatiyi hakediyor. Fakat Mursi’nin son bir yılda gerçekleştirdiği demokrasi ile bağdaşmayan birçok icraatını da görmezden gelmemiz mümkün değil. Her ne olursa olsun, gayri meşru yollarla ordunun veya yargı gibi başka atanmış organların hükümeti devirmesi mazur gösterilemez. Böyle bir vakıa gerçekleştiğinde de, darbe mağduru Mursi kahraman olmaz.
Türkiye’de Mursi’yi kenarından şöyle azacık eleştirenler hayala gelmeyecek, insafsızca sözlü linçlere maruz kaldılar. Ceyda Karan’dan Şahin Alpay’a bir çok yazar Mursi ile ilgili eleştirel ifade sarfettiler diye bir çok haber sitesi tarafından hor görüldü, sosyal medyada aleyhlerinde kampanyalar yürütüldü, darbeye çanak tuttukları gerekçesiyle haksız bir surette eleştirildiler.
Şahin Alpay’ı tanıyanlar Türkiye’nin bu mümtaz ve güzide ilim adamının bu ülkede yıllarca vesayet ve darbeciler aleyhine nasıl adeta savaş verdiğini çok iyi biliyor. Muhafazakar olmadığı halde her zaman mazlumun yanında duran, her defasında vesayetçi rejimin anti-demokratik oyunları karşısında hükümetin ve dolayısıyla da AK Parti’nin yanında yer alan Alpay’ı linç edenler ya cehaletlerini sergiliyorlar, ya bir yerlere yaranmak istiyorlar ya da naif bir şekilde eleştiriyorlar. Hüsn-ü zann edeceğim ve üçüncü şıkkı seçiyorum.
Bu mevzuyu bu kadar hassas hale getiren sansürcü zihniyet, bu noktada sağlıklı bir tartışma ortamına müsaade etmiyor. Karşı argüman üreteceklerine (bir şey bilmeleri gerekiyor ki üretsinler), fikir sahibini direk hedef alarak (çok eski ve işe yarayan bir metodtur) aleyhlerinde linç kampanyası yürütüyorlar.
Alpay yazısına başlamadan önce uzunca darbenin yanlış ve kötü olduğunu ve mazur görülemeyeceğini izah ediyor. Vicdan sahibi olan bir insan nasıl olur da bu açıklamaları görmezden gelip, Alpay’ı suçlayabiliyor? Bunun adı düşünceye hoşgörüsüzlük değilse nedir?
Elbette hiç kimsenin düşüncesi ve fikirleri mutlak doğru değil ve eleştirilmelidir. Fakat Mursi’nin hatalarını belirten bir yazıyı eleştirirken, yazarı “darbeci” olarak yaftalamak bir argüman değil.
Şurası gerçek ki Mursi’yi hem Mısır’da, hem de dünyada yalnız bıraktılar. Katar ve Türkiye’den başka Mursi’nin Mısır’ına kimse sahip çıkmadı. The New York Times gazetesinin Perşembe günü yayınlanan bir haberinde, Mübarek’e yakınlığı ile bilinen polis ve üst düzey bürokrasi, darbeye giden yolda ülkede son günlerde kriz çıkardıkları ve Mursi’nin böylece sonunu hazırladıkları şeklinde iddialara yer verdi.
Mursi seçildiği zaman karşı-karşıya kaldığı siyasi ve ekonomik konjektür, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 2002’de Türkiye’de karşılaştığı ortamdan çok daha elverişliydi. Erdoğan yargı, ordu ve vesayetçi ahtopotun diğer bacakları ile uğraşacağına Batı ile ilişkileri iyi tuttu, ekonomiyi canlandırdı ve insan haklarını iyileştirecek reformlar yaptı. Böylece halkın desteğini arkasına almış oldu. Halkın ve Batının desteğini almış bir lideri de kolay kolay deviremezsiniz.
Mısır’da ise Mursi ordudan darbe yememek için halkı kandırıp asker ile işbirliğine girdi ve anayasayı ordu ile pazarlık içinde yazdı. Yangından mal kaçırır gibi gayet tartışmalı olan anayasayı referanduma götürdü ve halkın bu yönde taleplerine kulak vermedi. Ekonominin iyileştirilmesi adına adımlar atmadı, Batı ile ilişkilerini güçlendirmedi ve hak ve özgürlükleri iyileştirecek yasalar yapmadı.
Mısır ordusu darbeye karar verdikten sonra iki güç onun önüne geçebilirdi: Halk ve Batı. İşin kötü tarafı, ikisi de Mursi’den hazzetmiyorlardı.
Mursi'nin hatalarının boyutu darbeyi meşrulaştıracak veya gerektirecek bir etken değildir. Fakat bunları bilmekte ve ders çıkarmakta yarar var. Bu noktaları tartışmaya açan insanları yaftalamak, onların şahsı üzerinden kampanya yürütmek ise, eleştiri ve argüman üretemeyen zihniyetin tezahürüdür.
Darbe olduktan sonra Mısır ile ilgili bir kaç haber okuyan bir kısım Mursi sempatizanları, eski cumhurbaşkanını adeta kahraman ilan edecekler. Twitter and Facebook hesaplarındaki profil resimlerini Mursi’nin fotoğrafı ile değişenlerin kahir ekseriyeti eminim Mısır ile ilgili derin bir bilgiye sahip değillerdir.
Mursi’nin son bir yılda paranoyak gibi ülkeyi yönettiği, önceliği olan ekonomiyi düzelteceğine Mübarek’in müşavir ve hakimleri ile uğraştığından habersiz olanlar, darbe sonrasında Mursi’yi alıp göklere yükseltiyorlar. Mursi bir darbe mağdurudur ve bundan dolayı da sempatiyi hakediyor. Fakat Mursi’nin son bir yılda gerçekleştirdiği demokrasi ile bağdaşmayan birçok icraatını da görmezden gelmemiz mümkün değil. Her ne olursa olsun, gayri meşru yollarla ordunun veya yargı gibi başka atanmış organların hükümeti devirmesi mazur gösterilemez. Böyle bir vakıa gerçekleştiğinde de, darbe mağduru Mursi kahraman olmaz.
Türkiye’de Mursi’yi kenarından şöyle azacık eleştirenler hayala gelmeyecek, insafsızca sözlü linçlere maruz kaldılar. Ceyda Karan’dan Şahin Alpay’a bir çok yazar Mursi ile ilgili eleştirel ifade sarfettiler diye bir çok haber sitesi tarafından hor görüldü, sosyal medyada aleyhlerinde kampanyalar yürütüldü, darbeye çanak tuttukları gerekçesiyle haksız bir surette eleştirildiler.
Şahin Alpay’ı tanıyanlar Türkiye’nin bu mümtaz ve güzide ilim adamının bu ülkede yıllarca vesayet ve darbeciler aleyhine nasıl adeta savaş verdiğini çok iyi biliyor. Muhafazakar olmadığı halde her zaman mazlumun yanında duran, her defasında vesayetçi rejimin anti-demokratik oyunları karşısında hükümetin ve dolayısıyla da AK Parti’nin yanında yer alan Alpay’ı linç edenler ya cehaletlerini sergiliyorlar, ya bir yerlere yaranmak istiyorlar ya da naif bir şekilde eleştiriyorlar. Hüsn-ü zann edeceğim ve üçüncü şıkkı seçiyorum.
Bu mevzuyu bu kadar hassas hale getiren sansürcü zihniyet, bu noktada sağlıklı bir tartışma ortamına müsaade etmiyor. Karşı argüman üreteceklerine (bir şey bilmeleri gerekiyor ki üretsinler), fikir sahibini direk hedef alarak (çok eski ve işe yarayan bir metodtur) aleyhlerinde linç kampanyası yürütüyorlar.
Alpay yazısına başlamadan önce uzunca darbenin yanlış ve kötü olduğunu ve mazur görülemeyeceğini izah ediyor. Vicdan sahibi olan bir insan nasıl olur da bu açıklamaları görmezden gelip, Alpay’ı suçlayabiliyor? Bunun adı düşünceye hoşgörüsüzlük değilse nedir?
Elbette hiç kimsenin düşüncesi ve fikirleri mutlak doğru değil ve eleştirilmelidir. Fakat Mursi’nin hatalarını belirten bir yazıyı eleştirirken, yazarı “darbeci” olarak yaftalamak bir argüman değil.
Şurası gerçek ki Mursi’yi hem Mısır’da, hem de dünyada yalnız bıraktılar. Katar ve Türkiye’den başka Mursi’nin Mısır’ına kimse sahip çıkmadı. The New York Times gazetesinin Perşembe günü yayınlanan bir haberinde, Mübarek’e yakınlığı ile bilinen polis ve üst düzey bürokrasi, darbeye giden yolda ülkede son günlerde kriz çıkardıkları ve Mursi’nin böylece sonunu hazırladıkları şeklinde iddialara yer verdi.
Mursi seçildiği zaman karşı-karşıya kaldığı siyasi ve ekonomik konjektür, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 2002’de Türkiye’de karşılaştığı ortamdan çok daha elverişliydi. Erdoğan yargı, ordu ve vesayetçi ahtopotun diğer bacakları ile uğraşacağına Batı ile ilişkileri iyi tuttu, ekonomiyi canlandırdı ve insan haklarını iyileştirecek reformlar yaptı. Böylece halkın desteğini arkasına almış oldu. Halkın ve Batının desteğini almış bir lideri de kolay kolay deviremezsiniz.
Mısır’da ise Mursi ordudan darbe yememek için halkı kandırıp asker ile işbirliğine girdi ve anayasayı ordu ile pazarlık içinde yazdı. Yangından mal kaçırır gibi gayet tartışmalı olan anayasayı referanduma götürdü ve halkın bu yönde taleplerine kulak vermedi. Ekonominin iyileştirilmesi adına adımlar atmadı, Batı ile ilişkilerini güçlendirmedi ve hak ve özgürlükleri iyileştirecek yasalar yapmadı.
Mısır ordusu darbeye karar verdikten sonra iki güç onun önüne geçebilirdi: Halk ve Batı. İşin kötü tarafı, ikisi de Mursi’den hazzetmiyorlardı.
Mursi'nin hatalarının boyutu darbeyi meşrulaştıracak veya gerektirecek bir etken değildir. Fakat bunları bilmekte ve ders çıkarmakta yarar var. Bu noktaları tartışmaya açan insanları yaftalamak, onların şahsı üzerinden kampanya yürütmek ise, eleştiri ve argüman üretemeyen zihniyetin tezahürüdür.

lafa bak : "Mısır ordusu darbeye karar verdikten sonra iki güç onun önüne geçebilirdi: Halk ve Batı. İşin kötü tarafı, ikisi de Mursi’den hazzetmiyorlardı." meydanlarda toplanalar halk değil mi ? allah akıl,fikir versin.Sizede bir sisi musallat etsin.
YanıtlaSil