Bizden birisi sahneye çıkıp yapıcı bir konuşma yapsa, insanları kucaklayıcı, iyiliğe sevkedici ve kötülükten menedici ifadeler sarfetse... Evet insanlar alkışlar.
Fakat başka birisi yine aynı şekilde meydana çıksa; selam verdikten hemen sonra dinleyen insanların hassas olduğu noktalara vurgu yapıp "şunlar, şunlar size şu kötülüğü yaptı, hala temaşa mı edeceksiniz" diye onları galeyana getirse mesela. Bunlar sülük, vampir, sapıktır dese... Ona buna saldırsa, en alçakca iftira ve yalanlarla sevmeyenlerine çamur atsa... İnanın bana insanlar daha bir gür alkışlar, daha bir içtenlikle slogan atarlar. Çünkü bizde linç kültürü çok baskın. Seviyoruz konuşurken ona buna saldırmayı. Seviyoruz yazarken polemiğe girip onu buna laf atmayı, olay çıkarmayı. Kavga edip taraftar toplamayı, yılmaz savunucular edinmek için düşmanlar oluşturmayı. Siyasetin en çirkin yüzü bu. Bazıları makam için, bazıları para için, bazıları da kabir kapısına kadar değeri olan şöhret ve "görsünler, işitsinler" için.
Sevgili Peygamberimiz Aleyhissalatu Vessalamın konuştuğu en büyük -- kalabalık demeyeceğim -- yıldızlar topluluğu, yanlış bilmiyorsam, Veda Haccı'nda irad ettiği hutbe sırasında idi. Herkesin gözünün içine baktığı insanların, rehberlerin, topluma yön veren kanaat önderlerinin nasıl konuşması gerektiği ile ilgili de bize bir reçete sunar. "Canlarınız, mallarınız, namuslarınız mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur." buyurmuş Efendimiz (sav).
"Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalibin torunu İlyas bin Rabia’nın kan davasıdır." Hutbesinde Müslüman, müslümanın kardeşi olduğunu ve böylece bütün Müslümanların birbirleri ile kardeş olduğunu vurgulamıştır.
Hutbetinin sonuna doğru, "Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Adem ise topraktandır. Arab'ın Acem'e, Acem'in da Arab üzerine üstünlüğü olmadığı gibi kırmızı tenlinin siyah üzerine siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır." buyurmuştur. Gördüğünüz üzere konuşması sırasında hep insanlar arasındaki ihtilafları bitirmeye, medar-ı nizaa olacak noktaların üzerini örtmeye çalışmıştır. "Şunlar sizin düşmanınızdır" demiyor, aksine Müslümanlar arasındaki bağı güçlendirmek için çalışıyor. İnsanların yol-yordam göstermesini beklediği bir insanın konuşması gereken ifadeler bunlar.
Siyaset çok kirli bir meslek. Karşındaki melek olsa şeytan, yanındaki şeytan olsa melek gibi gösterir. Muhalif olduğu insanları hakkaniyet ölçüsünde düşmanlık beslemez. Çoluk çocuğu ile infaz eder, her türlü karakter suikastı ile bitirmeye çalışır. Efendimiz buna da bir reçete sunuyor: "Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba oğlunun suçu üzerine oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz."
İşte böyle bir peygamberin ümmeti olan bizler nasıl bir yozlaşma geçirmişiz ki kendi mevcudiyetimizi devam ettirmek için ona buna saldırıda bulunuyoruz; sadece gereksiz bir düşmanlıkta bulunmuyoruz, aynı zamanda iftira ve çamur atarak da temizlenmesi ağır ve hatta imkansız olan bir vebalin altına giriyoruz. Kirlenen dimağlar, karışan kafalar, bozulan zihinler, bulanan gözler... Bunların hesabını kim verecek?
Okulda iki kişi kavga ederken izlemek hoşumuza gider, alkış tutarız. Birisi ayırmaya çalışsa "sen ne karışıyorsun kardeşim?" deyip kızarız ona. Maç izliyor edasıyla iki arkadaşın birbirini dövmesini izleyip coşarız. Keşke bütün kavgalara olan tavrımız bu kadar masum ve küçük çaplı kalabilse. Keşke birisi birisine saldırdığı zaman sevmediğimiz tarafı yuhalayacağımıza, araştırıp gerçeği bulmaya çalışsak. Kendimiz ve ailemiz aleyhine bile olsa hakkı tutup müstehak olduğu yere koysak. İşte toplumdaki bu baskın linç kültürünü bizi yöneten siyasiler çok iyi bildiklerinden bunu çok güzel bir şekilde istismar ediyorlar. En olmadık iftiraları attığınızda bile millet bunu yutuyor. Çünkü cehalet çok yaygın, araştırıp gerçeği ortaya çıkarma çabası sıfıra yakın ve linç kültürü ve bundan zevk alma güdüsü çok baskın.
Bu kültür sadece muktedirlerde değil, mazlumda da var. Onyıllarca mazlum olmuş kitlelerin bugün "sıradaki" diğer mazlumları en acımasız bir şekilde ezmesine ne diyeceğiz?
Hani İsrailoğulları onyıllarca Firavun'un Mısır'ında köle olarak çalışmış, tarihin en mazlum topluluğu olarak tarihin sayfalarına yazılmışlardı. Sonra Allah onları felaha erdirdi, denizi yardı ve Firavun ve ailesini onların gözünün önünde boğdu. Her türlü nimeti ile İsrailoğullarını serfiraz kıldı. Fakat İsrailoğulları her defasında nankör çıktılar, isyan ettiler, daha fazla istediler ve müstakim yoldan saptılar. Mazlumlar (hem de ne mazlumlar) sonra zalime dönüştü. Ve Allah'ın inayeti kesildi, ahirette de kurtulma fırsatını kaçırdılar.
Dua ediyorum ki bugün mazlum olan, ezilen ve her türlü baskıya maruz kalan masum insanlar birgün zalim olmayacak ve bugün yaşadıkları ve belki de onlara sonsuz Firdevs'leri kazandıracak işkence ve cefaları hep ibret dersi olarak tahattür edeceklerdir.
En sonda Üstad'ın ifadesi ile bitireyim: Dünyanın sefasını çok gördük, biraz da cefasını çekelim.
Fakat başka birisi yine aynı şekilde meydana çıksa; selam verdikten hemen sonra dinleyen insanların hassas olduğu noktalara vurgu yapıp "şunlar, şunlar size şu kötülüğü yaptı, hala temaşa mı edeceksiniz" diye onları galeyana getirse mesela. Bunlar sülük, vampir, sapıktır dese... Ona buna saldırsa, en alçakca iftira ve yalanlarla sevmeyenlerine çamur atsa... İnanın bana insanlar daha bir gür alkışlar, daha bir içtenlikle slogan atarlar. Çünkü bizde linç kültürü çok baskın. Seviyoruz konuşurken ona buna saldırmayı. Seviyoruz yazarken polemiğe girip onu buna laf atmayı, olay çıkarmayı. Kavga edip taraftar toplamayı, yılmaz savunucular edinmek için düşmanlar oluşturmayı. Siyasetin en çirkin yüzü bu. Bazıları makam için, bazıları para için, bazıları da kabir kapısına kadar değeri olan şöhret ve "görsünler, işitsinler" için.
Sevgili Peygamberimiz Aleyhissalatu Vessalamın konuştuğu en büyük -- kalabalık demeyeceğim -- yıldızlar topluluğu, yanlış bilmiyorsam, Veda Haccı'nda irad ettiği hutbe sırasında idi. Herkesin gözünün içine baktığı insanların, rehberlerin, topluma yön veren kanaat önderlerinin nasıl konuşması gerektiği ile ilgili de bize bir reçete sunar. "Canlarınız, mallarınız, namuslarınız mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur." buyurmuş Efendimiz (sav).
"Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalibin torunu İlyas bin Rabia’nın kan davasıdır." Hutbesinde Müslüman, müslümanın kardeşi olduğunu ve böylece bütün Müslümanların birbirleri ile kardeş olduğunu vurgulamıştır.
Hutbetinin sonuna doğru, "Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Adem ise topraktandır. Arab'ın Acem'e, Acem'in da Arab üzerine üstünlüğü olmadığı gibi kırmızı tenlinin siyah üzerine siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır." buyurmuştur. Gördüğünüz üzere konuşması sırasında hep insanlar arasındaki ihtilafları bitirmeye, medar-ı nizaa olacak noktaların üzerini örtmeye çalışmıştır. "Şunlar sizin düşmanınızdır" demiyor, aksine Müslümanlar arasındaki bağı güçlendirmek için çalışıyor. İnsanların yol-yordam göstermesini beklediği bir insanın konuşması gereken ifadeler bunlar.
Siyaset çok kirli bir meslek. Karşındaki melek olsa şeytan, yanındaki şeytan olsa melek gibi gösterir. Muhalif olduğu insanları hakkaniyet ölçüsünde düşmanlık beslemez. Çoluk çocuğu ile infaz eder, her türlü karakter suikastı ile bitirmeye çalışır. Efendimiz buna da bir reçete sunuyor: "Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba oğlunun suçu üzerine oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz."
İşte böyle bir peygamberin ümmeti olan bizler nasıl bir yozlaşma geçirmişiz ki kendi mevcudiyetimizi devam ettirmek için ona buna saldırıda bulunuyoruz; sadece gereksiz bir düşmanlıkta bulunmuyoruz, aynı zamanda iftira ve çamur atarak da temizlenmesi ağır ve hatta imkansız olan bir vebalin altına giriyoruz. Kirlenen dimağlar, karışan kafalar, bozulan zihinler, bulanan gözler... Bunların hesabını kim verecek?
Okulda iki kişi kavga ederken izlemek hoşumuza gider, alkış tutarız. Birisi ayırmaya çalışsa "sen ne karışıyorsun kardeşim?" deyip kızarız ona. Maç izliyor edasıyla iki arkadaşın birbirini dövmesini izleyip coşarız. Keşke bütün kavgalara olan tavrımız bu kadar masum ve küçük çaplı kalabilse. Keşke birisi birisine saldırdığı zaman sevmediğimiz tarafı yuhalayacağımıza, araştırıp gerçeği bulmaya çalışsak. Kendimiz ve ailemiz aleyhine bile olsa hakkı tutup müstehak olduğu yere koysak. İşte toplumdaki bu baskın linç kültürünü bizi yöneten siyasiler çok iyi bildiklerinden bunu çok güzel bir şekilde istismar ediyorlar. En olmadık iftiraları attığınızda bile millet bunu yutuyor. Çünkü cehalet çok yaygın, araştırıp gerçeği ortaya çıkarma çabası sıfıra yakın ve linç kültürü ve bundan zevk alma güdüsü çok baskın.
Bu kültür sadece muktedirlerde değil, mazlumda da var. Onyıllarca mazlum olmuş kitlelerin bugün "sıradaki" diğer mazlumları en acımasız bir şekilde ezmesine ne diyeceğiz?
Hani İsrailoğulları onyıllarca Firavun'un Mısır'ında köle olarak çalışmış, tarihin en mazlum topluluğu olarak tarihin sayfalarına yazılmışlardı. Sonra Allah onları felaha erdirdi, denizi yardı ve Firavun ve ailesini onların gözünün önünde boğdu. Her türlü nimeti ile İsrailoğullarını serfiraz kıldı. Fakat İsrailoğulları her defasında nankör çıktılar, isyan ettiler, daha fazla istediler ve müstakim yoldan saptılar. Mazlumlar (hem de ne mazlumlar) sonra zalime dönüştü. Ve Allah'ın inayeti kesildi, ahirette de kurtulma fırsatını kaçırdılar.
Dua ediyorum ki bugün mazlum olan, ezilen ve her türlü baskıya maruz kalan masum insanlar birgün zalim olmayacak ve bugün yaşadıkları ve belki de onlara sonsuz Firdevs'leri kazandıracak işkence ve cefaları hep ibret dersi olarak tahattür edeceklerdir.
En sonda Üstad'ın ifadesi ile bitireyim: Dünyanın sefasını çok gördük, biraz da cefasını çekelim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder