Bu milletten vefa bekliyorlardı.
Belki de şöyle düşünüyorlardı: Türkiye'de hemen hemen herkesle oturup en azından çay içmişliğimiz var, çocuğu ile bir saat bile olsa ders çalışmışızdır, küçük de olsa şöyle veya böyle yardımımız dokunmuştur. 40 yıldır her gelen bir sağdan bir soldan vurmuş ama bu fedakar insanlar savrulmamış, akidelerini dünya menfaatlerine satmamışlar. Hizmet camiasına bu kadar açıktan muharebe ilan eden bu hükümete de "yok artık" deyip savunacaklardı. Belki de bunlar beklentileri idi.
Fakat olmadı.
Başbakan gülerek "vurucam kırbacı, vurucam kırbacı" dedikçe, büyük bir kesim de alkış tuttu. Mazlum inliyor, zalim de mazlumun ahını ney diye dinliyordu. Sanki onyıllarca bu millete hizmet eden bu camia değildi. Sanki her 10 senede bir milletin seçtiği iktidarları bu cemaat alaşağı ediyordu. Sanki bu camia Güneydoğu'da mafya birlikleri kurup Kürt muhalifleri asit kuyularında eritiyordu. Sanki bu camia onyıllarca insanları cehalet ve fakirlik içinde bıraktı. Sanki bu camia devleti ele geçirip milletin malını yemeye çalıştı, yemeyenlere de "keriz" ismini taktı. Sanki spordan sanata Türkiye'nin her alanda gelişmesine bu camia hiç mi hiç katkıda bulunmadı, aksine hep zarar verdi. Sanki eğitimden insani yardıma sadece Türkiye'de değil bütün dünyada "kimse yok mu?" diyenlerin yardımına bu camia koşmadı. Sanki insanların haritada gösteremedikleri ülkelere gidip şanlı bayrağımızı bu camianın fedakar ve adanmış mensupları dalgalandırmadı. Sanki Türkiye'nin bir numaralı düşmanıymış gibi muamele gördü. Böyle düşünmeyenler de ya sustu ya da "ama siz de çok hata yaptınız" dedi.
Ne olursa olsun, bu yapılanlar reva değildi.
Herkesin kabul ettiği bir gerçek var -- Tayyip Erdoğan Hizmet'i bitirmek için yemin etmiş ve bunu en ilkesiz, hukuk normlarına sığmayacak bir şekilde ve en acımasız bir surette hayata geçirmek için elinden geleni yapıyor. Peki bu kadar hukuksuzluk, gadr ve zulüm varken neden insanımız sessiz? Neden kimse "yanlış yapıyorsunuz?" diye bunların önünde durmuyor. AKP'yi destekleyen milyonların içinde hiç mi vicdanlı birisi yok da çıkıp "bu kadar da olmaz ama" demiyor? Kime bu soruları sorsanız şu cevabı alıyorsunuz: Siz de zamanında sessiz kaldınız.
Öyle mi acaba?
Hizmet mensupları sahabi mesleğine matlup fedakar insanlar olsalar bile bir sahabi topluluğu asla değil. Mükemmel bir mü'min olduklarını hiçbir zaman iddia etmediler. Her zaman acz ve fakrlarının farkında, kendilerini sıfırlayan ve sahip oldukları bütün güzellikleri Allah'a tevdi edebilen bir topluluk olmaya gayret ettiler. Elbette Hizmet mensupları kusurdan münezzeh değiller. Elbette tarihin çeşitli safhalarında yanlış kararlar almış, yanlış adımlar atmış olabilirler. Fakat hiçbir zaman şahsi istikbal düşüncesi, makam arzusu veya para hırsı bu yanlış adımların atılmasında zerre rol oynamamıştır.
Hizmet dünyadaki diğer insan hakları örgütleri gibi aktivist bir hareket değil. Hizmetin tek gayesi var: İslam dünyasının ayağındakı prangalar olarak gördüğü cehalet, tefrika ve yoksulluğu ortadan kaldırmak. Bu kutsal hedefe ulaşmak için de tek yolu eğitim olarak görür. Her hayırlı işin muzır manileri olduğundan insi ve cinni şeytanlar da bu Hizmetin fedakar hadimleri ile tarih boyunca çok uğraşmışlar, hala da uğraşmaya devam ediyorlar. Camianın bu millete ve insanlığa hizmet etmesini sindiremeyen her türlü çevrelerin Hizmet'e zarar verememesinin tek yolu hukukun üstünlüğünün korunduğu ileri demokrasinin bu ülkeye gelmesi idi. İleri demokrasinin Türkiye'de ayak açıp yürümesi için yıllarca çaba gösteren bu camia oldu. AB sürecini desteklemesinden, Kürt ve gayr-i Müslim azınlıklara haklarının tanınması, darbe ve darbe teşebbüslerinin yargılanmasını, derin devletin çürütülmesi ve ordunun siyasetten itilip çıkarılması gibi bir çok alanda özellikle AKP'nin bu istikamette attığı siyasi adımlara destek oldu. Bu süreçte haklı veya haksız birçok kalp kırmış olabilir, suçlu insanlar yargılanırken tutuklama furyası sırasında bazı insanlara medya üzerinden haksızlık yapılmış olabilir. Fakat bu süreçlerin hiçbirinde Hizmet'in herhangi bir istikbal endişesi veya devleti ele geçirmek gibi bir derdi olmadı, olamaz. Böyle bir hedef ve gayesi varsa veya olacaksa ömrü de uzun olmaz. Çünkü devletin kucağında oturan herkes er ya da geç bitmeye mahkumdur.
Son 10-15 yıllık bir süreçte gizli veya açık Hizmet mensupları ülkede haksızlığa uğramış kesimlerin şöyle veya böyle desteklemeye çalıştı. Bazı durumlarda muktedir olamadığı için belki de sessiz kalmayı yeğledi. Daha önce de belirttiğim gibi, Hizmet bir insan hakları savunucusu örgütü olmadığından, her mağdur olmuş kesimle ilgili adım atması veya görüş bildirmesi mümkün değil, böyle bir gücü de zaten yok. Dershane ve müteakip süreçte bu kadar cansiperane ortaya çıkıp hükümeti karşısına alması ve bu konuda savunmaya geçmesini neden yadırgıyorlar anlamış değilim. Dershaneler, Hizmet mensuplarının dişi ile, tırnağı ile onyıllarca vücuda getirdiği eğitim kurumlarıdır. Sizce diğer mağdur kesimlerden ziyade bu meselenin üstüne düşüp savunması normal değil mi? Hizmete yakınlığı ile bilinen medyaya müthiş baskıların olduğu bir dönemde Hizmetin basın özgürlüğü ile ilgili sesinin gür çıkmasını yadırgayanları da anlamış değilim. Sizce diğer mağdur gazete ve gazetecilerden ziyade kendisini savunması en normal bir insan refleksi değil mi? Nasıl bir baba veya anne kendi evladını savunurken başka birisi "neden şurada saldırı altında olan çocuğu da savunmadın, samimi değilsin" diyemez ve derse haksız olur, aynen bunun gibi de kimse Hizmet'e "başka konularda sessiz kaldınız veya sesiniz az çıktı, samimi değilsiniz" diyemez.
Tekrar etmekte fayda var: Hizmet'in herkese sahip çıkacak gücü yoktur ve tarih boyunca iktidarı nisbetinde ya eli ile, ya dili ile, ya da kalbi ile kötülüklere en azından buğz ederek karşı çıkmıştır, mezalimlerin bir şekilde karşısında durmuştur. Bu hükümetin kendilerini bitirmeye çalışmasını bile Hizmet 2-3 senedir daha açık bir şekilde sezmesine ve hissetmesine rağmen yine alttan almaya çalışmış ve "masum insanlar zarar görmesin, kaybeden Türkiye olmasın" diye "dişini biraz daha" sıkmaya çalışmıştır. Kendisini hedef alan bir hükümete karşı bile gücü olmadığı için ve Türkiye'nin kazanımlarının zarar görmemesi yüzünden müsamaha göstermiş bir hareketi nasıl olur da diğer kesimlerin mağduriyetlerine "sessiz kaldı" şeklinde suçlarsınız? Keşke bu ülkede herkesin hak ve hukuku gözetilse. Keşke en adi suçlardan yargılananlar bile hak ihlali ile karşı karşıya kalmasalar. Keşke bu ülkede herkes özgürce yaşayabilse, kimse mağdur edilmese. Ama gel gör ki "paralel devlet" safsatası ile suçlanan bu Hizmet bırakın diğer mağduriyetleri, kendisini bile gerektiği ölçüde korumaya muktedir değildir.
Burada Hizmet mensupları "suçsuzdur, tertemizdir" demek asla istemiyorum. Sadece bir gerçeğe parmak basmak zorundayım. Türkiye'de Kemalistler dışında yakın zamana kadar hemen hemen her kesim bir şekilde mağdur olmuştur. En son AKP döneminde de Kemalistler mağdur edilmişlerdir. Fakat ilginçtir, Türkiye'de hiçbir kesim diğeri mağdur olurken sesini çıkarmamıştır. Gayr-i Müslim azınlıklardan Gezici'lere, oradan da Hizmet mensuplarına kadar hep mağdur olan kesim yalnız bir şekilde haklarını savunmaya mecbur olmuş, kimse onların muavenetine koşmamıştır. Türkiye'de böyle bir gerçek varken Hizmeti enaniyet ve kendisini düşünmekle suçlamak haksızlıktır. Allah aşkına, Hizmetin gücü ve iktidarı oldu da mazlum birilerine el uzatmadı mı? Bu soruya cevabınız "evet" ise, demek ki Gülen hareketinin asıl gücünü çok abartmışsınız. Eğer güçlü olsaydı, dershaneler gibi bu millete sadece fayda sağlayan bir kurumların kapatılmasını engelleyebilirdi. Kendisine bile uzanan elleri bükmekten aciz bir hareketten himmet beklemek safdilliktir.
Hizmet mensuplarının çok hatası olabilir. Fakat elinizi vicdanınıza koyarak cevap verin: Bir senedir Hizmet mensuplarına yapılan bu haksızlıklar acaba kime kaybettiriyor? Sadece Türkiye'nin menfaatleri için çalışan bu hareketin susturulup bastırılması, hizmetlerinin durdurulmasından zarar görecek bu memleket değil midir? Bütün hata ve yanlışlarına rağmen, bu kadar yapılan baskı ve zulümler reva mıdır? Türk bayrağının bütün dünyada gururla dalgalanmasını kendilerine gaye-i hayal yapmış bir topluluğu ihanetle suçlamak hangi vicdana sığar, söyler misiniz?
Vicdanınıza sesleniyorum.
Allah rızasını maksat yapan bir hareketin elbette ki muini yine Allah'tır. O'nu bulan neyi kaybeder ki?
Belki de şöyle düşünüyorlardı: Türkiye'de hemen hemen herkesle oturup en azından çay içmişliğimiz var, çocuğu ile bir saat bile olsa ders çalışmışızdır, küçük de olsa şöyle veya böyle yardımımız dokunmuştur. 40 yıldır her gelen bir sağdan bir soldan vurmuş ama bu fedakar insanlar savrulmamış, akidelerini dünya menfaatlerine satmamışlar. Hizmet camiasına bu kadar açıktan muharebe ilan eden bu hükümete de "yok artık" deyip savunacaklardı. Belki de bunlar beklentileri idi.
Fakat olmadı.
Başbakan gülerek "vurucam kırbacı, vurucam kırbacı" dedikçe, büyük bir kesim de alkış tuttu. Mazlum inliyor, zalim de mazlumun ahını ney diye dinliyordu. Sanki onyıllarca bu millete hizmet eden bu camia değildi. Sanki her 10 senede bir milletin seçtiği iktidarları bu cemaat alaşağı ediyordu. Sanki bu camia Güneydoğu'da mafya birlikleri kurup Kürt muhalifleri asit kuyularında eritiyordu. Sanki bu camia onyıllarca insanları cehalet ve fakirlik içinde bıraktı. Sanki bu camia devleti ele geçirip milletin malını yemeye çalıştı, yemeyenlere de "keriz" ismini taktı. Sanki spordan sanata Türkiye'nin her alanda gelişmesine bu camia hiç mi hiç katkıda bulunmadı, aksine hep zarar verdi. Sanki eğitimden insani yardıma sadece Türkiye'de değil bütün dünyada "kimse yok mu?" diyenlerin yardımına bu camia koşmadı. Sanki insanların haritada gösteremedikleri ülkelere gidip şanlı bayrağımızı bu camianın fedakar ve adanmış mensupları dalgalandırmadı. Sanki Türkiye'nin bir numaralı düşmanıymış gibi muamele gördü. Böyle düşünmeyenler de ya sustu ya da "ama siz de çok hata yaptınız" dedi.
Ne olursa olsun, bu yapılanlar reva değildi.
Herkesin kabul ettiği bir gerçek var -- Tayyip Erdoğan Hizmet'i bitirmek için yemin etmiş ve bunu en ilkesiz, hukuk normlarına sığmayacak bir şekilde ve en acımasız bir surette hayata geçirmek için elinden geleni yapıyor. Peki bu kadar hukuksuzluk, gadr ve zulüm varken neden insanımız sessiz? Neden kimse "yanlış yapıyorsunuz?" diye bunların önünde durmuyor. AKP'yi destekleyen milyonların içinde hiç mi vicdanlı birisi yok da çıkıp "bu kadar da olmaz ama" demiyor? Kime bu soruları sorsanız şu cevabı alıyorsunuz: Siz de zamanında sessiz kaldınız.
Öyle mi acaba?
Hizmet mensupları sahabi mesleğine matlup fedakar insanlar olsalar bile bir sahabi topluluğu asla değil. Mükemmel bir mü'min olduklarını hiçbir zaman iddia etmediler. Her zaman acz ve fakrlarının farkında, kendilerini sıfırlayan ve sahip oldukları bütün güzellikleri Allah'a tevdi edebilen bir topluluk olmaya gayret ettiler. Elbette Hizmet mensupları kusurdan münezzeh değiller. Elbette tarihin çeşitli safhalarında yanlış kararlar almış, yanlış adımlar atmış olabilirler. Fakat hiçbir zaman şahsi istikbal düşüncesi, makam arzusu veya para hırsı bu yanlış adımların atılmasında zerre rol oynamamıştır.
Hizmet dünyadaki diğer insan hakları örgütleri gibi aktivist bir hareket değil. Hizmetin tek gayesi var: İslam dünyasının ayağındakı prangalar olarak gördüğü cehalet, tefrika ve yoksulluğu ortadan kaldırmak. Bu kutsal hedefe ulaşmak için de tek yolu eğitim olarak görür. Her hayırlı işin muzır manileri olduğundan insi ve cinni şeytanlar da bu Hizmetin fedakar hadimleri ile tarih boyunca çok uğraşmışlar, hala da uğraşmaya devam ediyorlar. Camianın bu millete ve insanlığa hizmet etmesini sindiremeyen her türlü çevrelerin Hizmet'e zarar verememesinin tek yolu hukukun üstünlüğünün korunduğu ileri demokrasinin bu ülkeye gelmesi idi. İleri demokrasinin Türkiye'de ayak açıp yürümesi için yıllarca çaba gösteren bu camia oldu. AB sürecini desteklemesinden, Kürt ve gayr-i Müslim azınlıklara haklarının tanınması, darbe ve darbe teşebbüslerinin yargılanmasını, derin devletin çürütülmesi ve ordunun siyasetten itilip çıkarılması gibi bir çok alanda özellikle AKP'nin bu istikamette attığı siyasi adımlara destek oldu. Bu süreçte haklı veya haksız birçok kalp kırmış olabilir, suçlu insanlar yargılanırken tutuklama furyası sırasında bazı insanlara medya üzerinden haksızlık yapılmış olabilir. Fakat bu süreçlerin hiçbirinde Hizmet'in herhangi bir istikbal endişesi veya devleti ele geçirmek gibi bir derdi olmadı, olamaz. Böyle bir hedef ve gayesi varsa veya olacaksa ömrü de uzun olmaz. Çünkü devletin kucağında oturan herkes er ya da geç bitmeye mahkumdur.
Son 10-15 yıllık bir süreçte gizli veya açık Hizmet mensupları ülkede haksızlığa uğramış kesimlerin şöyle veya böyle desteklemeye çalıştı. Bazı durumlarda muktedir olamadığı için belki de sessiz kalmayı yeğledi. Daha önce de belirttiğim gibi, Hizmet bir insan hakları savunucusu örgütü olmadığından, her mağdur olmuş kesimle ilgili adım atması veya görüş bildirmesi mümkün değil, böyle bir gücü de zaten yok. Dershane ve müteakip süreçte bu kadar cansiperane ortaya çıkıp hükümeti karşısına alması ve bu konuda savunmaya geçmesini neden yadırgıyorlar anlamış değilim. Dershaneler, Hizmet mensuplarının dişi ile, tırnağı ile onyıllarca vücuda getirdiği eğitim kurumlarıdır. Sizce diğer mağdur kesimlerden ziyade bu meselenin üstüne düşüp savunması normal değil mi? Hizmete yakınlığı ile bilinen medyaya müthiş baskıların olduğu bir dönemde Hizmetin basın özgürlüğü ile ilgili sesinin gür çıkmasını yadırgayanları da anlamış değilim. Sizce diğer mağdur gazete ve gazetecilerden ziyade kendisini savunması en normal bir insan refleksi değil mi? Nasıl bir baba veya anne kendi evladını savunurken başka birisi "neden şurada saldırı altında olan çocuğu da savunmadın, samimi değilsin" diyemez ve derse haksız olur, aynen bunun gibi de kimse Hizmet'e "başka konularda sessiz kaldınız veya sesiniz az çıktı, samimi değilsiniz" diyemez.
Tekrar etmekte fayda var: Hizmet'in herkese sahip çıkacak gücü yoktur ve tarih boyunca iktidarı nisbetinde ya eli ile, ya dili ile, ya da kalbi ile kötülüklere en azından buğz ederek karşı çıkmıştır, mezalimlerin bir şekilde karşısında durmuştur. Bu hükümetin kendilerini bitirmeye çalışmasını bile Hizmet 2-3 senedir daha açık bir şekilde sezmesine ve hissetmesine rağmen yine alttan almaya çalışmış ve "masum insanlar zarar görmesin, kaybeden Türkiye olmasın" diye "dişini biraz daha" sıkmaya çalışmıştır. Kendisini hedef alan bir hükümete karşı bile gücü olmadığı için ve Türkiye'nin kazanımlarının zarar görmemesi yüzünden müsamaha göstermiş bir hareketi nasıl olur da diğer kesimlerin mağduriyetlerine "sessiz kaldı" şeklinde suçlarsınız? Keşke bu ülkede herkesin hak ve hukuku gözetilse. Keşke en adi suçlardan yargılananlar bile hak ihlali ile karşı karşıya kalmasalar. Keşke bu ülkede herkes özgürce yaşayabilse, kimse mağdur edilmese. Ama gel gör ki "paralel devlet" safsatası ile suçlanan bu Hizmet bırakın diğer mağduriyetleri, kendisini bile gerektiği ölçüde korumaya muktedir değildir.
Burada Hizmet mensupları "suçsuzdur, tertemizdir" demek asla istemiyorum. Sadece bir gerçeğe parmak basmak zorundayım. Türkiye'de Kemalistler dışında yakın zamana kadar hemen hemen her kesim bir şekilde mağdur olmuştur. En son AKP döneminde de Kemalistler mağdur edilmişlerdir. Fakat ilginçtir, Türkiye'de hiçbir kesim diğeri mağdur olurken sesini çıkarmamıştır. Gayr-i Müslim azınlıklardan Gezici'lere, oradan da Hizmet mensuplarına kadar hep mağdur olan kesim yalnız bir şekilde haklarını savunmaya mecbur olmuş, kimse onların muavenetine koşmamıştır. Türkiye'de böyle bir gerçek varken Hizmeti enaniyet ve kendisini düşünmekle suçlamak haksızlıktır. Allah aşkına, Hizmetin gücü ve iktidarı oldu da mazlum birilerine el uzatmadı mı? Bu soruya cevabınız "evet" ise, demek ki Gülen hareketinin asıl gücünü çok abartmışsınız. Eğer güçlü olsaydı, dershaneler gibi bu millete sadece fayda sağlayan bir kurumların kapatılmasını engelleyebilirdi. Kendisine bile uzanan elleri bükmekten aciz bir hareketten himmet beklemek safdilliktir.
Hizmet mensuplarının çok hatası olabilir. Fakat elinizi vicdanınıza koyarak cevap verin: Bir senedir Hizmet mensuplarına yapılan bu haksızlıklar acaba kime kaybettiriyor? Sadece Türkiye'nin menfaatleri için çalışan bu hareketin susturulup bastırılması, hizmetlerinin durdurulmasından zarar görecek bu memleket değil midir? Bütün hata ve yanlışlarına rağmen, bu kadar yapılan baskı ve zulümler reva mıdır? Türk bayrağının bütün dünyada gururla dalgalanmasını kendilerine gaye-i hayal yapmış bir topluluğu ihanetle suçlamak hangi vicdana sığar, söyler misiniz?
Vicdanınıza sesleniyorum.
Allah rızasını maksat yapan bir hareketin elbette ki muini yine Allah'tır. O'nu bulan neyi kaybeder ki?