Günlerdir
ortada bir tezvirat dönüyor. İlk önce Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu
konuştu: "Şanssız bir açıklama" dedi. Sonra bugün de Erdoğan meydanda
Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu'na Filistin meselesinde ağır
ithamlarda bulundu. Şunları söyledi:
"İşte şimdi çıkmış adayların bir tanesi ne diyor, Aman Yarabbim, 'Filistin meselesinde Türkiye tarafsız kalması gerekir' diyor. Şu hale bak yahu. CHP'nin, MHP'nin adayı bunu söylüyor. İsrail bombaları yağdırıyor, savunmasız insanlar ölüyor, hala 'Filistin meselesinde tarafsız olacaksın' diyor. Bu ne anlayıştır?"
Siyasi tartışmalar bir kenara ama birisine söylemediği bir şey üzerinden saldırmak hangi siyasi etiğe sığıyor? İnsanların bunu araştırmayacağını, tekrar dönüp o bir saatlik Taha Akyol röportajını izlemeyeceğini bildikleri için, muhalifinde eksik bir şey bulamayınca uydurmaya başladılar. Nasıl olsa İhsanoğlu sonra çıkıp "Ben böyle bir şey söylemedim" derse, "İşte çarktı, kıvırdı deriz" diyorlar.
İlk önce şunu belirteyim: İhsanoğlu'nun "Filistin meselesinde Türkiye tarafsız kalması gerekir" diye bir ifadesi yok. Bu tamamen havuz medyası ve kara troller tarafından üretilmiş, uydurulmuş bir ifade. Taha Akyol röportajın başında, Ortadoğu'yu iyi bilen İhsanoğlu'na Suriye ve Irak'taki durumu soruyor. İhsanoğlu da Türkiye'nin bu çatışmalarda taraf olmasının "milli menfaatlerimizle ilgili olmadığını" söylüyor. Bu ifadeyi alıp "Filistin konusunda tarafsız olmalıyız" şeklinde başlık atan gazete, televizyon ve internet medyasının bırakın gazetecilik etiğini, insanlıktan nasipleri yok. Amaç belli; aylardır masum insanları İsrailci'likle suçlayan muktedir ordusu, şimdi de eksiğini bulmakta zorlandıkları İhsanoğlu'nu da İsrail'in yanında durmakla suçluyorlar.
İhsanoğlu'nun Suriye ve Irak hakkında sarfettiği ifadelerin altına imzamı atıyorum. Türkiye bu ülkelerde mazlumun falan arkasında değil. Çok komplike bir savaşın içinde hangi tarafa oynayacağını şaşıran, hep kaybeden ve meseleleri daha da çetrefilli hale getiren bir aktördür. Suriye'de o kadar facianın bir anlamda sorumlusu olan bu insanlar hala yüzleri kızarmadan "biz mazlumun yanında olduk" diyorlar. Bu konu da tartışmaya açık fakat bunun Filistin meselesi ile ilgili uzaktan, yakından bir ilgisi yok.
İhsanoğlu'nun Suriye ve Irak'la ilgili söylediği o malum ifadeden sonra, Ortadoğu'daki genel dengeleri anlatmak açısından, İsrail'le ilişkileri muhafaza etmenin öneminden bahsediyor. İsrail'de Türkiye'nin diplomatik misyonunun olması hem Arap, hem de İslam dünyasının çıkarları için elzem olduğunu söylüyor. Bunu da herhalde "Filistin konusunda tarafsız olmamız gerekiyor" şeklinde anlamanız aklınıza hakaret olur, değil mi? Yoksa birisi çıkar da önünüze Ariel Şaron, Ehud Olmert, Tzvipi Livni ile ilgili Erdoğan'ın ve hükümetinin yıllarca süren iyi ilişkilerini ortaya koyar. 2009 yılına kadar Gazze'yi bombalayan uçakların Konya'da eğitim uçuşu yaptığını söyler. Milli askeri sırları barındıran Heron'ların İsrail üretimi olduğunu ve birkaç sene önce İsrail'den satın alındığını anlatır. İsrail'le ilişkileri muhafaza etmek Filistin davasına ihanetse eğer, en başta bu ihaneti Tayyip Erdoğan yapmıştır. Oğlunun İsrail'le ticareti ile de hala da yapıyor demektir.
Türkiye, hangi hükümet iktidarda olursa olsun, her zaman Filistin davasının yanında olmuştur. İsrail Kudüs'ü 1980 yılında kendi topraklarına ilhak edip başkent ilan ettiği vakit Türkiye protesto etmiş ve hiçbir zaman diplomatik misyonunu Tel-Aviv'den Kudüs'e taşımamıştır. Ayrıca Kudüs'teki Filistin misyonunu da hiçbir zaman Ramallah'a taşımamıştır. İsrail'le her türlü siyasi ve askeri ilişki içinde olan bir Türkiye'nin onyıllarca Filistin davasına sahip çıkması Erdoğan'la ortaya çıkan bir şey değil. Erdoğan'ın meydanlarda Filistin'le ilgili söylediği şeyler sadece kör şecaat ve cahil hamaseti değil, aynı zamanda Gazze'deki mazlumların acısını da sömürmektir.
Türkiye'de 12 yıllık iktidarı ile İsrail'le hem siyasi, hem askeri, hem ticari her türlü yakın ilişki içinde olan bir iktidarın masum insanları ve benim gibi İsrail'e ayak basmamış birisini İsrail yanlısı veya ajanı olarak suçlaması cerbezenin dibi ve iftiranın en ahlaksızcası olsa gerek. Siyasi muhaliflerine "İsrail uşağı" yakıştırması yapmak en ilkel Ortadoğu toplumlarındaki diktatörlerin, muhaliflerini susturmak için kullandıkları bir şey. Esad'dan Kaddafi'ye herkesin ağzında sakız olmuş bu suçlamaya maalesef Erdoğan'a alkış tutanlar da safiyane inanıyor.
"İşte şimdi çıkmış adayların bir tanesi ne diyor, Aman Yarabbim, 'Filistin meselesinde Türkiye tarafsız kalması gerekir' diyor. Şu hale bak yahu. CHP'nin, MHP'nin adayı bunu söylüyor. İsrail bombaları yağdırıyor, savunmasız insanlar ölüyor, hala 'Filistin meselesinde tarafsız olacaksın' diyor. Bu ne anlayıştır?"
Siyasi tartışmalar bir kenara ama birisine söylemediği bir şey üzerinden saldırmak hangi siyasi etiğe sığıyor? İnsanların bunu araştırmayacağını, tekrar dönüp o bir saatlik Taha Akyol röportajını izlemeyeceğini bildikleri için, muhalifinde eksik bir şey bulamayınca uydurmaya başladılar. Nasıl olsa İhsanoğlu sonra çıkıp "Ben böyle bir şey söylemedim" derse, "İşte çarktı, kıvırdı deriz" diyorlar.
İlk önce şunu belirteyim: İhsanoğlu'nun "Filistin meselesinde Türkiye tarafsız kalması gerekir" diye bir ifadesi yok. Bu tamamen havuz medyası ve kara troller tarafından üretilmiş, uydurulmuş bir ifade. Taha Akyol röportajın başında, Ortadoğu'yu iyi bilen İhsanoğlu'na Suriye ve Irak'taki durumu soruyor. İhsanoğlu da Türkiye'nin bu çatışmalarda taraf olmasının "milli menfaatlerimizle ilgili olmadığını" söylüyor. Bu ifadeyi alıp "Filistin konusunda tarafsız olmalıyız" şeklinde başlık atan gazete, televizyon ve internet medyasının bırakın gazetecilik etiğini, insanlıktan nasipleri yok. Amaç belli; aylardır masum insanları İsrailci'likle suçlayan muktedir ordusu, şimdi de eksiğini bulmakta zorlandıkları İhsanoğlu'nu da İsrail'in yanında durmakla suçluyorlar.
İhsanoğlu'nun Suriye ve Irak hakkında sarfettiği ifadelerin altına imzamı atıyorum. Türkiye bu ülkelerde mazlumun falan arkasında değil. Çok komplike bir savaşın içinde hangi tarafa oynayacağını şaşıran, hep kaybeden ve meseleleri daha da çetrefilli hale getiren bir aktördür. Suriye'de o kadar facianın bir anlamda sorumlusu olan bu insanlar hala yüzleri kızarmadan "biz mazlumun yanında olduk" diyorlar. Bu konu da tartışmaya açık fakat bunun Filistin meselesi ile ilgili uzaktan, yakından bir ilgisi yok.
İhsanoğlu'nun Suriye ve Irak'la ilgili söylediği o malum ifadeden sonra, Ortadoğu'daki genel dengeleri anlatmak açısından, İsrail'le ilişkileri muhafaza etmenin öneminden bahsediyor. İsrail'de Türkiye'nin diplomatik misyonunun olması hem Arap, hem de İslam dünyasının çıkarları için elzem olduğunu söylüyor. Bunu da herhalde "Filistin konusunda tarafsız olmamız gerekiyor" şeklinde anlamanız aklınıza hakaret olur, değil mi? Yoksa birisi çıkar da önünüze Ariel Şaron, Ehud Olmert, Tzvipi Livni ile ilgili Erdoğan'ın ve hükümetinin yıllarca süren iyi ilişkilerini ortaya koyar. 2009 yılına kadar Gazze'yi bombalayan uçakların Konya'da eğitim uçuşu yaptığını söyler. Milli askeri sırları barındıran Heron'ların İsrail üretimi olduğunu ve birkaç sene önce İsrail'den satın alındığını anlatır. İsrail'le ilişkileri muhafaza etmek Filistin davasına ihanetse eğer, en başta bu ihaneti Tayyip Erdoğan yapmıştır. Oğlunun İsrail'le ticareti ile de hala da yapıyor demektir.
Türkiye, hangi hükümet iktidarda olursa olsun, her zaman Filistin davasının yanında olmuştur. İsrail Kudüs'ü 1980 yılında kendi topraklarına ilhak edip başkent ilan ettiği vakit Türkiye protesto etmiş ve hiçbir zaman diplomatik misyonunu Tel-Aviv'den Kudüs'e taşımamıştır. Ayrıca Kudüs'teki Filistin misyonunu da hiçbir zaman Ramallah'a taşımamıştır. İsrail'le her türlü siyasi ve askeri ilişki içinde olan bir Türkiye'nin onyıllarca Filistin davasına sahip çıkması Erdoğan'la ortaya çıkan bir şey değil. Erdoğan'ın meydanlarda Filistin'le ilgili söylediği şeyler sadece kör şecaat ve cahil hamaseti değil, aynı zamanda Gazze'deki mazlumların acısını da sömürmektir.
Türkiye'de 12 yıllık iktidarı ile İsrail'le hem siyasi, hem askeri, hem ticari her türlü yakın ilişki içinde olan bir iktidarın masum insanları ve benim gibi İsrail'e ayak basmamış birisini İsrail yanlısı veya ajanı olarak suçlaması cerbezenin dibi ve iftiranın en ahlaksızcası olsa gerek. Siyasi muhaliflerine "İsrail uşağı" yakıştırması yapmak en ilkel Ortadoğu toplumlarındaki diktatörlerin, muhaliflerini susturmak için kullandıkları bir şey. Esad'dan Kaddafi'ye herkesin ağzında sakız olmuş bu suçlamaya maalesef Erdoğan'a alkış tutanlar da safiyane inanıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder