Özellikle Batı ülkelerinde mafyanın en etkili mücadele taktiği ikiyüzlülüktür.
Mesela, insan kaçaklığı yapan bir örgütün mensupları genelde insan
kaçakçılığı aleyhindeki kampanyalarda önde giderler. Uyuşturucu ticareti
yapan bir mafya, yüklü bağış ve kampanyalarla "uyuşturucu ile mücadele"
dernekleri kurar ve sözde uyuşturucu ile mücadele ederler. Kara borsa
işi yapan diğer bir mafyanın üyeleri ise sürekli ve her ortamda kara
borsadan yakınır ve bununla mücadele etmek için sözde inisiyatiflerde
bulunurlar.
Yaptıkları cinayetlerin üstünü kapatmak için böyle sözde kampanyalarla diğer insanların dikkatlerini kendilerinden savarlar. Öyle bir algı oluştururlar ki, yarın birileri bu insanları bu noktada suçladıkları vakit, çevrelerindeki dostları "asla olamaz" deyip destek verirler. Her türlü kara işi yapan mafya örgütleri, öldürdükleri insanların cenaze törenine katılmak gibi ikiyüzlü davranışlarla hayatta kalmayı başarabilen en etkili teşkilatlardır. Son dönemde Türkiye'de gelişen olaylara baktığımızda bu taktiği sadece mafya değil, AKP hükümeti de halkı kandırmak için en etkili bir strateji olarak izliyor.
Erdoğan, "biz gücümüzü milletten alıyoruz" derken yalan söylemiyor. Doğru, güçlerini halktan alıyorlar; çünkü milleti kandırmayı çok iyi biliyorlar. İnsanları yanlış bilgilendirerek ve algı operasyonları ile ciddi bir kesimin desteğini elde ediyorlar. Peki insanları nasıl kandırıyorlar?
Erdoğan ve güruhunun konuşmalarını dikkatle incelediğinizde, aslında bilaperva yalan söylediklerini, bundan zerre utanmadıklarını ve "yok artık" dedirtecek ifadeler sarfettiklerini göreceksiniz. Bu kadar açık yalan söylemek stratejilerinin bir parçası. Hiçbir zaman savunma yapmazlar, en adi yalanları söyleyerek saldırıya geçerler, hem kendilerini dolaylı yolla savunurlar, hem de muhaliflerini zor durumda bırakırlar. Konuşmalarında her zaman en suçlu olduğu noktalara vurgu yapar ve tamamen farklı bir algı oluşturarak halkın bir bölümünü diğerine karşı kışkırtırlar. Mafyanın yaptığı gibi, kirli çamaşırı olduğu her yerde tam tersini söyleyerek insanları kandırırlar. İtiraf etmek gerekirse, bu anlamda çok başarılı oldukları söylenebilir.
İstanbul başta olmakla Türkiye'yi şantiye alanına çeviren bir hükümet olmasına rağmen, hep "en çevreci hükümet biziz" derler. Bölgede ve dünyada itibarı sıfırlanmasına rağmen, "bizden izinsiz Ortadoğu'da bir yaprak bile düşmez" diyebilme cüretini gösterirler. İsrail'le her türlü iş çevirmesine rağmen, ortaya çıkmasın diye en anti-Semitist ifadelerle her gün İsrail aleyhine bağırıp çağırırlar. İşçi haklarında sınıfta kalmalarına rağmen ve Soma'da 301 şehitin hesabını halen vermemelerine karşın, "bizim dönemimizde madenciler gün yüzü gördü" diyecek kadar cahil cesaretlidirler. 12 yıldır iktidar olmalarına, özel veya devlet sektöründe çalışan hemen hemen herkesi bir şekilde AKP'ye sadık olmaya zorlayan bir hükümet olmasına rağmen, hep "mazlumum" iniltileri dinlettiyorlar. İnsanları akılalmaz zulüm yöntemleri ile susturmaya çalışmalarına rağmen meydanlarda utanmadan "Zalimler için yaşasın Cehennem" sloganları atabiliyorlar. İstihbarat teşkilatları ile herkesin mahremine girmelerine, telefonlarını dinleyen bir hükümet olmasına rağmen, yolsuzluk soruşturması kapsamında mahkeme kararı ile dinleme yapanları suçlayacak kadar yüzsüzdürler. Bütün uluslararası basın örgütleri tarafından en son sıralarda gösterilmelerine rağmen hala "basınımız özgür, istediklerini yazabiliyorlar" söyleyebiliyorlar.
Sormadan edemiyorum: Nasıl oluyor da bu hükümet en çok suçlandığı noktalarda hep diğerlerini suçluyor? İşte mafya taktiği olan ikiyüzlülük dediğimiz bu olsa gerek.
İnsanları yatak odalarına kadar dinle, ortaya çıktığında inanmasınlar diye başkalarını bunu yapmakla suçla.
Her türlü yüzkızartıcı hırsızlığı irtikap et, üstü açıldığında hiç kimse itibar etmesin diye "dürüst" ayakları yap.
1930'lardan bu yana görülmemiş bir parti devleti kur, sonra da CHP'nin tarihini sorgula.
Devletin bütün kaynaklarını hoyratça kullanarak devlete darbe indir, sonra da başkalarını darbecilikle suçla.
Bu kadar suça karışmış ve her gün biraz daha Türkiye'yi uçuruma götüren bir hükümetin hala milyonlarca destekçisinin olması, AKP'nin bu algı operasyonunda ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor.
Yaptıkları cinayetlerin üstünü kapatmak için böyle sözde kampanyalarla diğer insanların dikkatlerini kendilerinden savarlar. Öyle bir algı oluştururlar ki, yarın birileri bu insanları bu noktada suçladıkları vakit, çevrelerindeki dostları "asla olamaz" deyip destek verirler. Her türlü kara işi yapan mafya örgütleri, öldürdükleri insanların cenaze törenine katılmak gibi ikiyüzlü davranışlarla hayatta kalmayı başarabilen en etkili teşkilatlardır. Son dönemde Türkiye'de gelişen olaylara baktığımızda bu taktiği sadece mafya değil, AKP hükümeti de halkı kandırmak için en etkili bir strateji olarak izliyor.
Erdoğan, "biz gücümüzü milletten alıyoruz" derken yalan söylemiyor. Doğru, güçlerini halktan alıyorlar; çünkü milleti kandırmayı çok iyi biliyorlar. İnsanları yanlış bilgilendirerek ve algı operasyonları ile ciddi bir kesimin desteğini elde ediyorlar. Peki insanları nasıl kandırıyorlar?
Erdoğan ve güruhunun konuşmalarını dikkatle incelediğinizde, aslında bilaperva yalan söylediklerini, bundan zerre utanmadıklarını ve "yok artık" dedirtecek ifadeler sarfettiklerini göreceksiniz. Bu kadar açık yalan söylemek stratejilerinin bir parçası. Hiçbir zaman savunma yapmazlar, en adi yalanları söyleyerek saldırıya geçerler, hem kendilerini dolaylı yolla savunurlar, hem de muhaliflerini zor durumda bırakırlar. Konuşmalarında her zaman en suçlu olduğu noktalara vurgu yapar ve tamamen farklı bir algı oluşturarak halkın bir bölümünü diğerine karşı kışkırtırlar. Mafyanın yaptığı gibi, kirli çamaşırı olduğu her yerde tam tersini söyleyerek insanları kandırırlar. İtiraf etmek gerekirse, bu anlamda çok başarılı oldukları söylenebilir.
İstanbul başta olmakla Türkiye'yi şantiye alanına çeviren bir hükümet olmasına rağmen, hep "en çevreci hükümet biziz" derler. Bölgede ve dünyada itibarı sıfırlanmasına rağmen, "bizden izinsiz Ortadoğu'da bir yaprak bile düşmez" diyebilme cüretini gösterirler. İsrail'le her türlü iş çevirmesine rağmen, ortaya çıkmasın diye en anti-Semitist ifadelerle her gün İsrail aleyhine bağırıp çağırırlar. İşçi haklarında sınıfta kalmalarına rağmen ve Soma'da 301 şehitin hesabını halen vermemelerine karşın, "bizim dönemimizde madenciler gün yüzü gördü" diyecek kadar cahil cesaretlidirler. 12 yıldır iktidar olmalarına, özel veya devlet sektöründe çalışan hemen hemen herkesi bir şekilde AKP'ye sadık olmaya zorlayan bir hükümet olmasına rağmen, hep "mazlumum" iniltileri dinlettiyorlar. İnsanları akılalmaz zulüm yöntemleri ile susturmaya çalışmalarına rağmen meydanlarda utanmadan "Zalimler için yaşasın Cehennem" sloganları atabiliyorlar. İstihbarat teşkilatları ile herkesin mahremine girmelerine, telefonlarını dinleyen bir hükümet olmasına rağmen, yolsuzluk soruşturması kapsamında mahkeme kararı ile dinleme yapanları suçlayacak kadar yüzsüzdürler. Bütün uluslararası basın örgütleri tarafından en son sıralarda gösterilmelerine rağmen hala "basınımız özgür, istediklerini yazabiliyorlar" söyleyebiliyorlar.
Sormadan edemiyorum: Nasıl oluyor da bu hükümet en çok suçlandığı noktalarda hep diğerlerini suçluyor? İşte mafya taktiği olan ikiyüzlülük dediğimiz bu olsa gerek.
İnsanları yatak odalarına kadar dinle, ortaya çıktığında inanmasınlar diye başkalarını bunu yapmakla suçla.
Her türlü yüzkızartıcı hırsızlığı irtikap et, üstü açıldığında hiç kimse itibar etmesin diye "dürüst" ayakları yap.
1930'lardan bu yana görülmemiş bir parti devleti kur, sonra da CHP'nin tarihini sorgula.
Devletin bütün kaynaklarını hoyratça kullanarak devlete darbe indir, sonra da başkalarını darbecilikle suçla.
Bu kadar suça karışmış ve her gün biraz daha Türkiye'yi uçuruma götüren bir hükümetin hala milyonlarca destekçisinin olması, AKP'nin bu algı operasyonunda ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder