24 Haziran 2014 Salı

AK Kaide

25 Aralık, 2013. Memleket ikinci yolsuzluk ve rüşvet operasyonu ile çalkalanıyordu. Savcılar onlarca şüphelinin tutuklanması için talimat vermiş fakat 17 Aralıktan sonra atanan polis amirleri bu talimatı yerine getirmemek için direniyorlardı. Emniyet toplantı üstüne toplantı yapıyordu. Adli kolluğun savcıları dinlememesi anayasal bir suç ve müebbete kadar cezası var. O akşam gazetemizin web sitesini açtım. Bu olaylarla ilgili bir haber gördüm. Haberin içinde operasyon yapılacak şüphelilerden bazılarının da ismi yer alıyordu. Onlardan birisi de Amerika'nın hala terör listesinde olan Suudi işadamı Yasin el-Kadı da vardı. El-Kadı, Erdoğan'ın yakın arkadaşı ve aile dostu. BM'in terör listesinde yer aldığı zaman bile el-Kadı ile Başbakanın arasından su geçmezdi. 2012'ye kadar Türkiye'ye girişi yasak olmasına rağmen el-Kadı, Başbakanın VIP güvenlik protokolünü kullanarak ülkeye 4 kere giriş yapmış. Onun da adı rüşvet skandalında geçiyordu. İşte bu bilgileri de ihtiva eden bir haberi, hiçbir yorum veya eleştiri katmadan tweet butonuna basarak takipçilerimle paylaştım.

Yarım saat içinde bütün Türk medyası misli görülmemiş bir linç kampanyası başlattı. AKP'li vekiller, bürokratlar, yazarlar ve kara ruhlu troller anında beni Türkiye'nin gündemine soktular. Gazete ve televizyonlar "Türkiye bu haini iyi tanı", "Today's Zaman yazarından hain tweet" şeklinde başlıklar atmaya başladılar. Halbuki tek yaptığım bir haberi tweet'lemekti. Aynı gün Başbakanın üç avukatı Ankara Cumhuriyet Savcılığına gidip suç duyurusunda bulundular. 6 gün sonra, yani 31 Aralık 2013'de Anadolu Ajansı, Başbakanın aleyhimde kamu davası açılması için suç duyurusunda bulunduğunu okurlarına duyurdu. Sanırım yılbaşı hediyesi olsun diye o gün açıklama gereği duymuşlar. Başbakanın bana dava açmasını medyadan değil benden duymasını istediğim için eşimi aradım. Kendisini teskin edip, olayı anlattım. Şimdi sıra anne ve babamı teskin etmekti. Zaten çok duygusal olan anne-babamın bu haberi duymamasını temenni ettim. İkisi de hasta ve sağlıklarından endişe ettim. Ertesi gün haberi televizyonda görmüşler. O sabah saatlerce ailemi sakinleştirmeye çalıştım ve meselenin önemsiz olduğunu anlatmaya çalıştım. Tam bir ay sonra sınır dışı edilecektim. Bakü'de beni karşılayan annem, "oğlum, tam bir aydır ilk kez yüzümüz gülüyor" dedi. Elbette onları böyle bir telaşa sokan zalim bir diktatörün hesap günü gelecektir. Bir ay sonra emniyette ifademi aldılar. 5 gün sonra da oturumum olmasına rağmen, ayrıca bir Türk vatandaşı ile evli olmama karşın ülkeden bir hırsız gibi kovdular. İnsanlar zulmeder, kader adalet eder.

Gezi'den bu yana iktidar partisi şakşakçılarının her gün bir sürü saldırısına maruz kalıyordum. O tweet'i attığım günden bu yana da her gün AKP yandaşları beni el-Kaide konusunda hedef tahtasına oturttu. Binlerce suçlama, tehdit ve küfür savurdular. O olayın üzerinden 6 ay geçti ama hiçbir savcı Başbakanın o davasına yanaşmadı. Çünkü suç unsuru bulamadılar. Peki neydi Başbakanı ve yandaşlarını bu kadar telaşa sokan? Neden bu tweet'ten bu kadar rahatsız oldular?

Suçluluk psikolojisi. Erdoğan ve hükümetinin Ortadoğu'da, özellikle Suriye'de irili ufaklı birçok el-Kaide bağlantılı militan gruplara her türlü yardım sağladığı ile ilgili iddialar uzun süredir ortalıkta dolaşıyor. Zaten MİT'in TIR'ları ile de Suriye'ye silah ihraç edildiği gün gibi ortada idi. Batı istihbaratı da zaten bu olayın farkında. Geçen yıl Mayıs ayında Obama'nın Erdoğan'ı el-Kaide'ye destekten dolayı terslediğini Batı medyası uzunca yazdı. Erdoğan'a sempati duyan kitleler bu iddiayı duyunca söyledikleri tek şey var: Yok Artık! Hak veriyorum onlara da; dindar olduğunu düşündükleri bir lider nasıl olur da vahşi şiddeti ile meşhur bir örgüte silah gönderir. Ortaya koyabildikleri tek şey bu. Hüsn-ü zan.

Fakat her şey gün gibi ayyuka çıkmış. Nijerya'ya silah ihracı ile alakadar ses kaydını hepimiz dinledik. THY, "Nijerya'ya silah göndermiyoruz" diye açıklama yaptı. THY'nin oradaki yetkilisi Nijerya istihbaratı tarafından gözaltına alındı. THY'nin Nijerya ofisi silah götürdüklerini fakat illegal bir işin içinde olmadıklarını itiraf etti. Vergilerimizle maaş alan yetkililer içeride başka, dışarıda başka açıklama yapıyor. Boko Haram'ın nasıl acımasız bir terör örgütü olduğunu Nijerya'yı takip edenler bilir. Fakat yüzlerce Nijerya'lı kızın kaçırılmasından sonra Boko Haram'ın ismi bütün dünyada lanetle anılmaya başlar. Bundan AKP hükümeti elbette rahatsız olur. AKP'nin ajansı Anadolu, hemen "Boko Haram'ın arkasında Batı var" şeklinde bir haber analiz yayınlar.

Suriye'deki IŞİD de aynı şekilde birkaç yıldır el-Kaide'nin bile tiksineceği bir surette bölge halkına kan kusturuyor. Musul'da 80'e yakın Türk'ün kaçırılmasından sonra Türkiye'de de herkesin duyduğu bir örgüt haline geldi IŞİD. Bundan en çok rahatsız olan da hiç şüphesiz AKP'dir. Herhangi bir bağlantıları ortaya çıkarsa millete nasıl hesap verebileceklerinin derdine düştüler. Çok iyi anladıkları algı yönetimi için şimdiden çalışmalara başlamışlar bile. Hükümetin yalanşörlerinden bazıları IŞİD'ın arkasında "paralelciler", bazıları da Batı'nın olduğunu söylüyorlar. Bunun gibi her türlü saçmalığı ortaya atarak kafa bulandırma niyetindeler. Peki millet bunu yer mi? Maalesef yer.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder