Kaç
gündür İstanbul ve Ankara başta olmakla memleketin çeşitli noktalarında
alışılmamış sel görüntüleri izliyoruz. Hükümet, tabanını sağlam tutmak
için "kimlik siyaseti" yürüttüğünden, fena bir hal gören vatandaşlarımız
eleştirmek yerine, hükümeti eleştirenleri susturmakla meşgul. Gereksiz
bir savunma refleksi içindeler. Hükümet veya iktidar partisinin
yönettiği belediyelerin eleştiri bombardımanına tutulduğunu
gördüklerinde bu eleştirilerin sırf muhalefet yapmak niyeti ile
yapıldığını ve kötü amaçlı olduğunu düşünmekteler. Bu düşünceye sevkeden
siyasi tarafgirlik olduğu gibi, bunun baş sorumlusu da hükümettir.
Çünkü son bir senedir eleştirileri kendisi göğüsleğeceğine, milletin
hassas olduğu kılcal damarlara basmakla (mesela, başörtülü bacıma
saldırdılar, askerin gizli görüşmesini sızdırdılar, darbe mağduru
Mursi'yi eleştirdiler gibi) kimlik siyaseti üzerinden eleştirileri
AKP'lilere havale ediyor. AKP'liler de kendi bildikleri yöntemle
(linçle) muhalif düşünenlere hiçbir ilke gözetmeksizin ve devletin bütün
kaynaklarını kullanarak saldırıyor.
Hükümeti destekleyen grupların da, muhalefetin de bu ülkenin refahı için çabaladığına inanıyorum. Yöntemleri farklı olabilir; demokrasi ve hukuk çizgisinde kaldıkları sürece sağlıklı bir siyasi süreç işler ve sorumlu insanlar hesaba çekilirler. Fakat Türkiye'de öyle korkunç bir kimlik siyaseti yürütülüyor ki suçüstü yakalanan birisi bile "birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için" prensibi ile hareket eden hükümet ve çevreleri tarafından korunuyor. Belki kendi aralarında hesaba çekiyorlar, eleştiriyorlar ama "dışarıya" asla yedirmiyorlar. "Dışarı" dedikleri de dillerinden düşürmedikleri millet. AKP, kendisini bu ülkenin meşru sahibi, muhalif düşünen kesimleri ise savaş verdiği acımasız bir topluluk olarak görüyor. Paranoyaklık bu olsa gerek.
Birçok AKP'linin destekledikleri hükümetin noksanlarının farkında olduklarından eminim. Bu kadar kör olamazlar. Fakat oluşturulan korku atmosferi, aklı başında AKP'lileri bile hükümeti şartsız desteklemeye, daha doğrusu korumaya zorluyor. Demokrasi ve insan hakları noktasında geriye doğru koşar adımlarla giden bir hükümetin bu kadar yılmaz savunucularının olması, hükümetin "başarılı" siyasi manipülasyonun sonucudur. AKP'liler de bir gün uyanacak. "Va-hasreta, va-esefa" sayıklayıp uyanacaklar.
İşta tam bu siyasi atmosferin sonucunda ne Soma faciasından ders aldık, ne Gezi olaylarından ve ne de bu sel görüntülerini adam akıllı oturup tartışabildik. Belediyeleri ne kadar eleştirdiysek şu cevabı aldık: CHP'nin döneminde sokaklar çöp dağlarından geçilmiyordu, hava durumu bültenlerinde havanın kirliliği de rapor ediliyordu, kokudan Haliç'e nazır balık-ekmek yemek imkansızdı. Ben AKP'yi ileri görüşlü bilirdim; her eleştiri karşısında "evet daha fazla gayret edip daha iyisine nail olmak için çalışacağız" demelerini beklerdim. Yoksa CHP'nin eski dönemlerde yaptığı hatalı icraatlara bakıp göğsünü kabartmasını ve eleştirilere böyle çocukça cevap vermesini değil. Hepimiz bu memleketin selameti ve refahı için çalışıyoruz. Biz eleştiririz, siz düzeltirsiniz. Yarın başkası iktidara gelir. Bu sefer de siz eleştirirsiniz, onlar düzeltir. Her eleştiriyi kötü niyetli ve ihanete bedel olarak görürseniz bu ülke bir adım dahi ileriye gidemez. Siz muktedirler de onca sorumluluğa rağmen hatanızı göremez ve alaşağı devrilirsiniz. Tarihe de her gelen geçenin lanetle andığı bir kavim olarak kazınırsınız. Ayrıca içeride yeni düşmanlar edindiğiniz gibi, kendinizi de dünyaya maskara edersiniz.
Amerika'nın orta ve kuzey eyaletlerine yağan yağış miktarı ve şiddetinin yüzde 5'i bile Türkiye'de yoktur. Fakat olağanüstü şiddetli yağmur ve kasırgaların dışında, İstanbul ve Ankara'da oluşan durumu Amerika'da görmüyoruz. Daha 5 sene önce gece 5 saat yağmur yağdı diye 30'dan fazla vatandaşımızı kaybettik. Otobanda giden arabalar aniden nehrin içinde yüzen tabutlara dönüştü. Kadir Topbaş kanal kanal dolaşıp belediyenin büyük bir ders aldığını, derelerin ıslah edileceğini, kanalizasyon sisteminin iyileştirileceğini vadedip duruyordu. Allah'dan bu sefer can kaybı yaşamadık. Fakat 5 yıldır ciddi bir işin yapılmadığı bu talihsiz görüntülerle ortaya çıktı.
İstanbul'un sokaklarında rahat bir şekilde yürümek bile zor. Olası bir selde nasıl bir facianın oluşacağını hayal etmek bile istemiyorum. Çarpık kentleşme İstanbul'un sadece silüetini bozmuyor, can güvenliğini de tehdit ediyor.
Hükümeti destekleyen grupların da, muhalefetin de bu ülkenin refahı için çabaladığına inanıyorum. Yöntemleri farklı olabilir; demokrasi ve hukuk çizgisinde kaldıkları sürece sağlıklı bir siyasi süreç işler ve sorumlu insanlar hesaba çekilirler. Fakat Türkiye'de öyle korkunç bir kimlik siyaseti yürütülüyor ki suçüstü yakalanan birisi bile "birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için" prensibi ile hareket eden hükümet ve çevreleri tarafından korunuyor. Belki kendi aralarında hesaba çekiyorlar, eleştiriyorlar ama "dışarıya" asla yedirmiyorlar. "Dışarı" dedikleri de dillerinden düşürmedikleri millet. AKP, kendisini bu ülkenin meşru sahibi, muhalif düşünen kesimleri ise savaş verdiği acımasız bir topluluk olarak görüyor. Paranoyaklık bu olsa gerek.
Birçok AKP'linin destekledikleri hükümetin noksanlarının farkında olduklarından eminim. Bu kadar kör olamazlar. Fakat oluşturulan korku atmosferi, aklı başında AKP'lileri bile hükümeti şartsız desteklemeye, daha doğrusu korumaya zorluyor. Demokrasi ve insan hakları noktasında geriye doğru koşar adımlarla giden bir hükümetin bu kadar yılmaz savunucularının olması, hükümetin "başarılı" siyasi manipülasyonun sonucudur. AKP'liler de bir gün uyanacak. "Va-hasreta, va-esefa" sayıklayıp uyanacaklar.
İşta tam bu siyasi atmosferin sonucunda ne Soma faciasından ders aldık, ne Gezi olaylarından ve ne de bu sel görüntülerini adam akıllı oturup tartışabildik. Belediyeleri ne kadar eleştirdiysek şu cevabı aldık: CHP'nin döneminde sokaklar çöp dağlarından geçilmiyordu, hava durumu bültenlerinde havanın kirliliği de rapor ediliyordu, kokudan Haliç'e nazır balık-ekmek yemek imkansızdı. Ben AKP'yi ileri görüşlü bilirdim; her eleştiri karşısında "evet daha fazla gayret edip daha iyisine nail olmak için çalışacağız" demelerini beklerdim. Yoksa CHP'nin eski dönemlerde yaptığı hatalı icraatlara bakıp göğsünü kabartmasını ve eleştirilere böyle çocukça cevap vermesini değil. Hepimiz bu memleketin selameti ve refahı için çalışıyoruz. Biz eleştiririz, siz düzeltirsiniz. Yarın başkası iktidara gelir. Bu sefer de siz eleştirirsiniz, onlar düzeltir. Her eleştiriyi kötü niyetli ve ihanete bedel olarak görürseniz bu ülke bir adım dahi ileriye gidemez. Siz muktedirler de onca sorumluluğa rağmen hatanızı göremez ve alaşağı devrilirsiniz. Tarihe de her gelen geçenin lanetle andığı bir kavim olarak kazınırsınız. Ayrıca içeride yeni düşmanlar edindiğiniz gibi, kendinizi de dünyaya maskara edersiniz.
Amerika'nın orta ve kuzey eyaletlerine yağan yağış miktarı ve şiddetinin yüzde 5'i bile Türkiye'de yoktur. Fakat olağanüstü şiddetli yağmur ve kasırgaların dışında, İstanbul ve Ankara'da oluşan durumu Amerika'da görmüyoruz. Daha 5 sene önce gece 5 saat yağmur yağdı diye 30'dan fazla vatandaşımızı kaybettik. Otobanda giden arabalar aniden nehrin içinde yüzen tabutlara dönüştü. Kadir Topbaş kanal kanal dolaşıp belediyenin büyük bir ders aldığını, derelerin ıslah edileceğini, kanalizasyon sisteminin iyileştirileceğini vadedip duruyordu. Allah'dan bu sefer can kaybı yaşamadık. Fakat 5 yıldır ciddi bir işin yapılmadığı bu talihsiz görüntülerle ortaya çıktı.
İstanbul'un sokaklarında rahat bir şekilde yürümek bile zor. Olası bir selde nasıl bir facianın oluşacağını hayal etmek bile istemiyorum. Çarpık kentleşme İstanbul'un sadece silüetini bozmuyor, can güvenliğini de tehdit ediyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder