7 Haziran 2014 Cumartesi

Bizi kimse ayıramamıştı

Türk Kemalizm'inin intibah dönemi olan 1930'larda muhafazakar ve dindar halk için Türkiye açık hava hapishanesine dönüşmüştü. Ezanlar Türkçe okunuyordu. Dindara mürteci deniyordu. Sadece Batı düşüncesinin değil, Avrupa'nın kılık kıyafetine bile Türk milletini ayağa kaldıracak bir meta olarak bakılıyordu. 
 
Adnan Menderes 1950'de iktidara geldikten sonra dindar kesim birazcık da olsun rahat nefes almıştı. Fakat 1960'daki ihtilalden sonra Müslüman dindar kesimin yüzü hiç gülmedi. 28 Şubat sürecinde yaşananlar, dindar kesime son dönemde yapılan zulümlerin zirve noktasını teşkil etti. AKP döneminde de dindar halk rahat etmedi. 27 Nisan 2007'de millet olarak olası bir darbenin eşiğinden dönmüştük. Ne var ki o AKP hükümeti basiretli davranmış ve erken seçim kararı almıştı. Ergenekon ve Balyoz davaları ile derin devlete "derin" bir tokat atılmış, elitist tahakkümcü çevreler tasfiye edilerek, ordunun siyasetteki gücü azaltılmış ve 2010 yargı reformu ile de Türk politikası AB standartlarına yakınlaştırılmıştı.

Gel gör ki bu demokratik adımlar ülkede mutlak hürriyeti tesis edemedi. Çok kısa bir sürede bu kazanımlardan geriye doğru adımlar atıldı ve özellikle son 6-7 ayda 1980 yılından bu yana görülmemiş anti-demokratik icraatlarda bulunuldu. Hukuk askıya alındı. Bütün bunlar yapılırken de "paralel yapı ile mücadele ediyoruz" şiarı altında toplumun ciddi bir kesimi şeytanlaştırıldı, günah keçisi ilan edildi. Hukuksuzluk öyle bir noktaya ulaştı ki aklı selim insanlar hükümeti "askeri anayasaya" uymaya çağırdı. Onyıllar boyunca tahakküm, zulüm ve gadirden şikayet eden muhafazakar halk, yeni bir vesayet oluşturan bir hükümete 30 Martta güvenoyu verdi.

Muhafazakar kesimin onyıllar boyunca maruz kaldığı zulümler esnasında ve Cumhuriyet tarihinin hiçbir evresinde muhafazakar insanlar birbirlerine arkalarını dönmedi. Çünkü zalim belliydi.

İlk kez tarihte muhafazakar bir hükümet bu kadar tahakkümcü ve despotik politikalarla halkına kan kusturuyor. Bugünün zalimleri kendi kahkahalarını mazlumun ahı gibi halka satmaya çalışıyor. Ülkenin başındaki zalim adamın kullandığı nefret söylemi ve halkın bir kısmına takındığı düşmanca tavır ilk kez muhafazakar insanları karşı-karşıya getirdi. İlk kez anne-baba evlatlarına "evladım neden dindar Başbakana karşı geliyorsunuz?" diye sorular sordu. İlk kez caminin içine fitne sokuldu. İlk kez sokakta alnı secdeli insanlar birbirlerine sırf farklı siyasi düşüncede oldukları için "sen kafirsin" dedi. İlk kez özel ve kamu kurumlarına ateş salındı, farklı siyasi düşüncedeki muhafazakar insanlar karşı karşıya geldi. Muhafazakar kesim sırf farklı siyasi düşüncede olduğu için birbirine düşman edildi. Recep Tayyip Erdoğan'ın 2014'de milletimize sunduğu eseri budur.

Cumhuriyet tarihi boyunca muhafazakar insanları ne iç ne de dış mihraklar birbirine düşürememişti. Bu insanların arasına düşmanlık sokulamamış, nifak tohumunu kimse serpememişti. HSYK yasasından, Twitter ve YouTube'un kapatılmasına kadar ülkede yapılan bir sürü anti-demokratik icraatların bir şekilde telafisi mümkün. Fakat muhafazakar ve dindar kesimin arasına atılan bu fitne ve nifak tohumları dallanıp çiçek açtıktan sonra onun acı meyvesini bu millet yiyecek. Bizim en büyük trajedimiz bu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder