Allah'ın
Dafi ve Hafız diye iki ismi var. Defeden, savan veya hıfzeden anlamına
gelir. Allah'ın bu isimlerinin kainatta tecellileri elbette ki sonsuz.
Kirpinin oklarından, kaplumbağanın kabuğuna, gülün dikeninden yılanın
zehirine kadar birçok organizmada Allah'ın Dafi ve Hafız isimlerinin
cilvelerini müşahede etmek mümkün. İnsanda hem zahiren, hem de batınen
bu isme tevafuk eden birçok hassa bulunmaktadır. Beynimizi muhafazası
ile mükellef kafatasından, kalp ve akciğerlerimizin korunması ile memur
kaburgalara kadar birçok kemik ve organlarımız bu isimlerin dünyadaki
yansıması. Bunların dışında normal şartlarda olmayan fakat herhangi bir
çevresel tehdit algıladığımızda vücuda gelen bazı durumlara dikkati
çekmek istiyorum.
İnsan bir tehdit algıladığında, mesela, evinde bir yangın olduğunda veya gece karanlığında ormanın içinden yürüdüğü zaman, insanın vücudu halk dilinde "stres hormonu" olarak bildiğimiz kortizol ve epinefrin salgılar. Adrenalin etkisi yapan bu süreç sonucunda enerji depolarından kaslarımıza bir anda muazzam bir güç pompalaması olur. Öyle ki yerimizde oturamayız ve telaş içinde bu enerjiyi dışarı atmamız gerektiğini düşünerek el ayağa düşeriz. Mesela, evinizin bir odasında yangın olduğunu düşündüğünüzde, Allah size o anda öyle bir güç verir ki o binadan ayrılmak için bütün gücünüzle bir çaba içerisine girersiniz. Deprem zamanı insanların pencereden atlamaya çalışması işte bu kortizol salgını sonucunda oluyor. Bir tehdit algısı yaşadığınızda kaslarınızda biriken o enerji adeta "havadan nem kapar" ve çevredeki bütün her şeyi tehdit olarak görür. Mesela gece ormanda yürüyen birisinin önünden bir kedi geçse, bir ejderha geçmiş gibi korkar. Çünkü kendisini en korkunç bir saldırıya göre hazırlamış ve kaslarındaki müthiş enerji deposunu boşaltmak için fırsat kolluyor.
Bazı insanlar, geceleri uyandıklarında gördükleri bazı varlıklardan bahsederler (genelde gulyabani olarak tesmiye edilir). Böyle bir tevehhüm yaşayan bir insan tehdit altında olduğunu düşündüğü için endokrin sistemi sayesinde epinefrin salgılanır ve her hareketi bir tehdit olarak algılar. O vehme kapıldığı varlıklar gözünde daha da büyür çünkü vücudundaki birikmiş enerjiyi boşaltması için o varlıklarla mücadele etmesi gerekir. Böylece odada kendisi ile beraber paralel sakinlerin varlığı vehmine ve sehabına kapılır.
Maalesef Erdoğan da Allah'ın tehditlere karşı mücadele edebilmeleri için insanın mahiyetine dercettiği bu sistemi mükemmel bir şekilde istismar eder. İlk önce bir tehdit oluşturur. Bunlar paralel, vampir, sülük der. Eski zamanlardan zulüm ve tahakkümle eşdeğer bazı anahtar kelimeleri kullanır. Mesela darbeci der, başörtülü bacıma saldırdılar der. Muhaliflerinin dinsiz olduğunu vurgulamak için daha önceleri din düşmanlığı yapan CHP ile kol-kola göstermek ister. Onların halktan kopuk burjuvazi olduklarını vurgulamak adına "boğaza karşı viskilerini yudumlarlar" şeklinde ifadelerle zavallıca siyaset yaptığını düşünür. Halkın beyninde yavaş yavaş tehdit algısını yerleştirir. Böylece uzun dönemde yüzde 43'ün endokrin sistemini harekete geçirir ve vücutlarının kortizol salgılamasını sağlar. Böylece bu insanlar çevrelerindeki her anti-Erdoğan hareketlenmeyi tehdit olarak algılar ve mantıklı-mantıksız saldırırlar (Gece ormanda yürüyen adamın hareketlerinde mantık aramayın). Olmayan veya tehdit oluşturmayan her hareket ve davranışı da tehdit olarak kabul eder ve vehimle hareket ederek zulmeder, haksızlık eder.
Epinefrin salgını ayrıca insanlarda depresyonu da tetikler (hani Fuat Avni sürekli "korkma, titre" diyor ya) ve olmayan tehditin nereden geldiğini bilmeyenleri tam bir paranoyak yapar (Paranoyak insanların kısa bir süre sonra kafayı yediklerini söylememe lüzum yok sanırım).
İnsan bir tehdit algıladığında, mesela, evinde bir yangın olduğunda veya gece karanlığında ormanın içinden yürüdüğü zaman, insanın vücudu halk dilinde "stres hormonu" olarak bildiğimiz kortizol ve epinefrin salgılar. Adrenalin etkisi yapan bu süreç sonucunda enerji depolarından kaslarımıza bir anda muazzam bir güç pompalaması olur. Öyle ki yerimizde oturamayız ve telaş içinde bu enerjiyi dışarı atmamız gerektiğini düşünerek el ayağa düşeriz. Mesela, evinizin bir odasında yangın olduğunu düşündüğünüzde, Allah size o anda öyle bir güç verir ki o binadan ayrılmak için bütün gücünüzle bir çaba içerisine girersiniz. Deprem zamanı insanların pencereden atlamaya çalışması işte bu kortizol salgını sonucunda oluyor. Bir tehdit algısı yaşadığınızda kaslarınızda biriken o enerji adeta "havadan nem kapar" ve çevredeki bütün her şeyi tehdit olarak görür. Mesela gece ormanda yürüyen birisinin önünden bir kedi geçse, bir ejderha geçmiş gibi korkar. Çünkü kendisini en korkunç bir saldırıya göre hazırlamış ve kaslarındaki müthiş enerji deposunu boşaltmak için fırsat kolluyor.
Bazı insanlar, geceleri uyandıklarında gördükleri bazı varlıklardan bahsederler (genelde gulyabani olarak tesmiye edilir). Böyle bir tevehhüm yaşayan bir insan tehdit altında olduğunu düşündüğü için endokrin sistemi sayesinde epinefrin salgılanır ve her hareketi bir tehdit olarak algılar. O vehme kapıldığı varlıklar gözünde daha da büyür çünkü vücudundaki birikmiş enerjiyi boşaltması için o varlıklarla mücadele etmesi gerekir. Böylece odada kendisi ile beraber paralel sakinlerin varlığı vehmine ve sehabına kapılır.
Maalesef Erdoğan da Allah'ın tehditlere karşı mücadele edebilmeleri için insanın mahiyetine dercettiği bu sistemi mükemmel bir şekilde istismar eder. İlk önce bir tehdit oluşturur. Bunlar paralel, vampir, sülük der. Eski zamanlardan zulüm ve tahakkümle eşdeğer bazı anahtar kelimeleri kullanır. Mesela darbeci der, başörtülü bacıma saldırdılar der. Muhaliflerinin dinsiz olduğunu vurgulamak için daha önceleri din düşmanlığı yapan CHP ile kol-kola göstermek ister. Onların halktan kopuk burjuvazi olduklarını vurgulamak adına "boğaza karşı viskilerini yudumlarlar" şeklinde ifadelerle zavallıca siyaset yaptığını düşünür. Halkın beyninde yavaş yavaş tehdit algısını yerleştirir. Böylece uzun dönemde yüzde 43'ün endokrin sistemini harekete geçirir ve vücutlarının kortizol salgılamasını sağlar. Böylece bu insanlar çevrelerindeki her anti-Erdoğan hareketlenmeyi tehdit olarak algılar ve mantıklı-mantıksız saldırırlar (Gece ormanda yürüyen adamın hareketlerinde mantık aramayın). Olmayan veya tehdit oluşturmayan her hareket ve davranışı da tehdit olarak kabul eder ve vehimle hareket ederek zulmeder, haksızlık eder.
Epinefrin salgını ayrıca insanlarda depresyonu da tetikler (hani Fuat Avni sürekli "korkma, titre" diyor ya) ve olmayan tehditin nereden geldiğini bilmeyenleri tam bir paranoyak yapar (Paranoyak insanların kısa bir süre sonra kafayı yediklerini söylememe lüzum yok sanırım).
Hayatımızda çok örnekleri vardır: Birisiyle atışırız,
kavga ederiz fakat meselenin özünü anlamak için oturup konuştuğumuzda
her şey değişir. Aslında ikimizin de bir şekilde haklı olduğunu, bazı
kişilerin olayları farklı yansıttığından dolayı sorunun bir yanlış
anlaşılma ile büyüdüğünü farkederiz. Siz de muhalif saydığınız birisiyle
bir gün oturup çay için ve birbirinizi kırmadan, incitmeden konuşmaya
çalışın. Ne kadar da güzel anlaşacaksınız. Sebebi şu: Her iki taraf da
kendisini birbirine tehdit olarak görmüyor ve dostane müzakere
ettiklerini anlıyorlar. Tehdit altında olmadığını düşündüğü için saldırı
kanatlarını yere indirir ve bazı noktalarda hatalı olduklarını kabul
eder. Yapılan eleştiriler karşılıklı olarak hoşgörü ile karşılanır. En
azından "saygı duyuyorum ama katılmıyorum" denilir.
O yüzden normal ülkelerde kimden gelirse gelsin her türlü eleştiri olgunlukla karşılanır. Bizde ise her eleştirinin arkasında - eski dost veya düşman tarafından gelsin - hep artniyet ararız. Çünkü karşıdaki insanı tehdit olarak gördüğümüzden (koltuğumuzu sevdiğimiz için) bütün eleştiri kanallarını kapatıp, her türlü teçhizatla savunma mekanizmalarını işletip, karşı taraftan gelecek her türlü hareketi saldırı olarak değerlendiririz (kortizol hormonunun etkisi). Özellikle Erdoğan ve ekibi gibi algı yönetimini mükemmel yapan, halkın muhafazakar damarına güzelce basıp hassas noktaları istismar ederek muhalifleri iblisleştiren bir hükümet sayesinde, iktidar destekçileri artık hiçbir eleştiriyi kabul etmiyorlar. Belki kendi aralarında "ya bu Tayyip o yumruğu atmamalıydı, şu sözü söylememeliydi, orada haklı değildi" diyorlardır. Ancak dışarıda zerre kadar reislerine toz kondurtmuyorlar. Sanki devlet bunların, sanki ülke bunların tapulu malı, sanki memleket toprakları babalarından miras kalmış, sanki ölümüne yapıştıkları iktidarları eleştiriler karşısında ıslah olacağına devrilecek ve ülke uçuruma doğru gidecek. İşte böyle acımasız ve merhametsizce bir tehdit algısı oluşturarak halkın bir kısmını diğer kısmına karşı kışkırtıyorlar, ülkeyi tehlikeli bir kutuplaşmanın eşiğine getiriyorlar. Özellikle bu milletin 50 senedir ayağa kalkması için tanımadığı ülkeleri mesken edinen, kolundaki bilezikleri bilatereddüt veren ve bazılarının rüyada bile göremeyeceği tahayyülü imkansız fedakarlığı yapan vatan evlatlarına karşı bir takım siyasi saiklerle Anadolu insanını yalan ve iftiralarla dolduruşa getirenler acaba inandıklarını iddia ettikleri ahiret yurdunda nasıl hesap verecekler?
O yüzden normal ülkelerde kimden gelirse gelsin her türlü eleştiri olgunlukla karşılanır. Bizde ise her eleştirinin arkasında - eski dost veya düşman tarafından gelsin - hep artniyet ararız. Çünkü karşıdaki insanı tehdit olarak gördüğümüzden (koltuğumuzu sevdiğimiz için) bütün eleştiri kanallarını kapatıp, her türlü teçhizatla savunma mekanizmalarını işletip, karşı taraftan gelecek her türlü hareketi saldırı olarak değerlendiririz (kortizol hormonunun etkisi). Özellikle Erdoğan ve ekibi gibi algı yönetimini mükemmel yapan, halkın muhafazakar damarına güzelce basıp hassas noktaları istismar ederek muhalifleri iblisleştiren bir hükümet sayesinde, iktidar destekçileri artık hiçbir eleştiriyi kabul etmiyorlar. Belki kendi aralarında "ya bu Tayyip o yumruğu atmamalıydı, şu sözü söylememeliydi, orada haklı değildi" diyorlardır. Ancak dışarıda zerre kadar reislerine toz kondurtmuyorlar. Sanki devlet bunların, sanki ülke bunların tapulu malı, sanki memleket toprakları babalarından miras kalmış, sanki ölümüne yapıştıkları iktidarları eleştiriler karşısında ıslah olacağına devrilecek ve ülke uçuruma doğru gidecek. İşte böyle acımasız ve merhametsizce bir tehdit algısı oluşturarak halkın bir kısmını diğer kısmına karşı kışkırtıyorlar, ülkeyi tehlikeli bir kutuplaşmanın eşiğine getiriyorlar. Özellikle bu milletin 50 senedir ayağa kalkması için tanımadığı ülkeleri mesken edinen, kolundaki bilezikleri bilatereddüt veren ve bazılarının rüyada bile göremeyeceği tahayyülü imkansız fedakarlığı yapan vatan evlatlarına karşı bir takım siyasi saiklerle Anadolu insanını yalan ve iftiralarla dolduruşa getirenler acaba inandıklarını iddia ettikleri ahiret yurdunda nasıl hesap verecekler?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder